Arz Yönlü İktisatçıların Enflasyon Yaklaşımları
ve Türkiye’deki Faiz Oranları
Dr. Muhammet Akdiş
1970’li yılların Keynesyen iktisada getirdiği karşıt teorilerden biri de “Arz – İktisadı” diye tanımlanan “Supply – Side Economics” dir.Keynesyen teorisinin toplam talebe ağırlık vermesine bir tepki olarak doğan arz – yönlü iktisat, özellikle A.B.D.’de büyük bir ilgi ile karşılanmış ve Başkan Reagan’ın seçim propagandalarının ve daha sonraki uygulamalarının temelini oluşturmuştur. Hatta bu nedenle “Reaganomics” olarak da adlandırılmıştır.
Arz
– yönlü iktisat, dikkatleri ekonominin arz yönüne çekmiş ve bir çok ekonomik
sorunun çözümünde arzı arttırmaya yönelik tedbirlerin daha başarılı sonuçlar
vereceğini savunmuştur. Verimliliği arttıran veya arzın büyümesi sonucunu veren
politikalar, ekonomik hastalıkların tek tedavisi olarak görülmüştür.
Buradaki
en önemli görev de vergi teşviklerine verilmiş; hatta bazı aşırı arz – yönlü
iktisatçılar vergi teşviklerinin kendi içinde enflasyona tek çare olduğunu
savunmuşlardır.
Arz – yönlü iktisat pek çok ekonomik problemin olduğu gibi enflasyon probleminin de arzı arttırıcı politikalarla çözümlenebileceğini kabul etmektedir. Bu iktisatçılara göre, arzı arttırıcı politikaların en etkili ve verimli olanları vergi teşvik ve indirimleridir. Arz – yönlü iktisatçıların enflasyon problemine çare olarak sundukları vergi politikaları ise şu şekilde sıralanmaktadır:
· Çalışma şevkini arttıran, maaş ve ücretlerdeki vergi indirimleri,
· Sermaye birikimini arttıran, ticaret kesimine tanınacak vergi teşvikleri,
· Özel tasarrufların daha da artmasını teşvik etmek için, yatırım gelirlerindeki vergi indirimi.
Arz – yönlü iktisatçılar bu alanlardaki vergi indirimlerinin verimliliği arttıracağını ve böylece ekonomideki enflasyonist baskının dengeleneceğini savunmaktadırlar. Bu düşünce tarzına göre vergi oranlarındaki bir indirimin ekonomi üzerinde yapacağı etkiler, enflasyonist gidişi yavaşlatacak şekilde şöyle gelişecektir:
· Gelir vergisi oranı düşürüldüğü zaman fertlerin tasarruf arzusu artar. Tasarruftaki artış faiz oranının düşmesine ve yatırımların artmasına sebep olur. Aynı şekilde, kurumlar vergisi oranında yapılacak bir indirim ise yatırımın karlılığını arttırır; dolayısıyla kurumun tasarruf ve yatırım gücüne katkıda bulunur.
· Bu şekilde, gerek fertlerin gerekse kurumların tasarrufundaki artış, likiditelerinin artmasına ve borç taleplerini azaltmalarına neden olur. Bu ise faiz oranlarını düşürür. Faiz oranlarının düşmesi, yatırım malları talebi ile inşaat yatırımlarını arttırır.
· Yatırım/GSMH oranın artması prodüktiviteyi arttırır.
· Gelir vergisindeki bir azalma emeğin istihdam edilme isteğini ve çalışma gayretini arttırır. Böylece emek arzı artar.
· Üretim kapasitesinin artması sonucu arz yetersizliğinden doğan enflasyonist baskılar hafifler ve enflasyon oranı düşer.
· Üretim kapasitesinin artması, ayrıca mal ve hizmet ihracatını arttırır. Bu artış, ödemeler dengesini düzenleyecek milli paranın değerini yükseltir. Bu durumda ithalat ucuzlatacağı için, dolaylı olarak enflasyon hızı azalır.
· Düşük gelir vergisi oranları, toplu sözleşmelerde istenen ücret artışlarını da azaltır. Çünkü istenen artışlar genellikle vergi sonrası gelirle ilgili olduğu için, vergi oranları düşünce işçinin eline geçen ücret artacağından, zam istekleri de az olur. Bu enflasyon hızını yavaşlatır.
· Enflasyon hızını azalması geliri, dolaylı olarak da tüketim, üretim ve istihdamı arttırır.
· Enflasyon hızının azalması, ayrıca faiz oranlarının düşmesini de sağlayarak yatırımları teşvik eder.
Görüldüğü gibi vergi oranları etkin bir fonksiyona sahip olmakta, verdi oranlarındaki bir indirim, verimliliği arttırarak ekonomik istikrara ulaşılmasını sağlayabilmektedir.
Arz- yönlü iktisatçıların enflasyonu önlemeye yönelik bir başka politika önerileri ise “Bütçe Denkliği Prensibi”dir. iktisatçılar bütçeyi denk tutmanın enflasyona karşı savaşta son derece yararlı olacağını belirtmektedirler. Çünkü, bütçe açıkları tasarrufları çeker ve ödünç verilebilir fonların talebini arttırarak faiz oranlarının yükselmesine sebep olur. Böylece de sermaye birikimi ve üretimin artmasını engeller. Arz- -yönlü iktisatçılar, bütçe açıklarının enflasyonist bekleyişler uyandıracağını ve ekonomi yeterli genişliğe ulaştığında para otoritesinin para piyasası üzerindeki hakimiyetini kaybedebileceğini düşünürler. Yani monetarist iktisatçıların tersine, emisyonla karşılanmasa bile bütçe açıklarının enflasyon doğuracağı endişesini dile getirirler.
Arz- yönlü iktisadın enflasyona karşı savaşta teklif ettiği vergi indirimleri cazip bir öneridir. Gerçekten vergi oranları yüksektir ve pek çok şekilde verimlilikteki ilerlemeleri engelleyecektir. Herkes vergi oranlarındaki bir indirime taraftar olacaktır. Ancak, vergi indirimlerinin, özellikle tüketim üzerinde etkili olanların, enflasyonu azaltmaktan çok, enflasyonu arttırabilme ihtimali de bulunmaktadır. Çünkü, tüketimi artırıcı nitelikteki vergi indirimleri zaten aşırı bir büyüklüğe ulaşmış olan tüketim harcamalarını daha da kamçılayabilecektir. Hatta denk bütçe politikalarının anti-enflasyonist etkilerinin bu şekilde zayıflaması da mümkündür.
Bununla beraber, yatırımlar için sağlanacak vergi teşviklerinde aynı şeyleri sağlamak mümkün değildir. Arz – yönlü iktisatçıların enflasyonu frenleyebilmek için tavsiye ettikleri tedbirler içerisinde en ümit verici görüneni de bu öneridir. Bu şekildeki bir vergi teşviki eğer işadamları kar marjlarını arttırmazlarsa, maliyetlerde daha düşük yükselme ve fiyatlarda daha küçük artışlar meydana getirebilecektir. Bu durum ise yatırımı ve kurumsal tasarrufları çekici hale getirerek üretimin artmasını ve birim üretim başına maliyetlerin düşmesini sağlayacaktır. İşçiler, enflasyonun aşağıya inmesi nedeniyle daha az ücret artışlarını kabul edecekler ve böylece maliyetler daha az artacak; enflasyon oranı ise daha da düşecektir. Sonuçta, enflasyon oranı verimlilikteki artış kadar azalabilecektir.
Bütçe denkliği prensibi ise kamu harcamalarının aşırı artmasını önleyerek enflasyonist gelişmeye yapılan devlet atkısını azaltacaktır. Çünkü, devletin gelirlerinden daha fazla miktarda harcamada bulunması zaman zaman emisyona gidilmesini zorunlu kılmakta, bu da birim mal başına düşen para miktarını arttırarak enflasyonun süreklilik kazanmasına neden olmaktadır. Kamu harcamalarının halktan borçlanılan kaynaklarla finanse edilmesi durumunda, emisyona gidilmesi gerekli değildir. Ancak, halkın tasarruflarının cari harcamalarda kullanılması ve bütçe açıklarının enflasyonist bekleyişler doğurması durumlarında da enflasyon kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle enflasyonu önlemeye yönelik politika tedbirleri arasında arz – yönlü iktisatçıların bütçe denkliği önerilerine de yer vermek gerekmektedir.
Arz – yönlü iktisatçıların vergi indirimleri ve bütçe denkliği politikaları ile enflasyonu frenleme düşünceleri; vergi indirimlerinin üretimi arttırabileceği ve böylece enflasyonu önleyebileceği sonucunun şüpheli olması, ayrıca verimlilik ile enflasyon arasında kesin bir ilişkinin olmaması ve deneysel olarak bu ilişkinin kanıtlanamaması noktalarından tenkit edilmektedir. Ancak, enflasyon sorunun çok inatçı olduğu, çözümü için tek bir tedbirin yeterli olmadığı hesaba katılarak, gücü ve sınırları iyi tanımlanabilirse, arz – yönlü ekonomik düşüncenin bu çabada son derece yararlı olacağı da belirtilmektedir.
Arz – yönlü iktisatçıların üretim ve verimliliği arttırmak, ekonomik istikrara kavuşmak için önerdikleri vergi indirimleri ve bütçe denkliği politikalarını aynıyla faiz oranlarına da yaymak mümkündür. Aslında arz – yönlü iktisat verimliliği yükseltmeye ve arzı arttırmaya yönelik geniş bir düşünce alanı sunmaktadır. Enerji politikası, insangücü eğitimi, yüksek öğrenim için devlet desteği bunlar arasındadır. Bu nedenle A.B.D şartları içerinde tavsiye edilen ve Başkan Reagan’ın ekonomik programına da esas olan düşünceler, ana fikir göz önünde tutularak genişletilebilir.
Özellikle ülkemizde, yüksek faiz oranlarının verimlilik üzerindeki etkilerinin vergi oranlarından daha büyük olduğu düşünülmektedir. Çünkü, vergi kanunlarında özellikle büyük kuruluşların yararlanabileceği geniş kapsamlı istisna ve muafiyetler yer almaktadır. Zaten bu yüzden büyük sermaye şirketlerinin az vergi ödemesi ve vergi oranının kurumlar vergisi ödeyen şirketlere ve karlarına göre çok düşük düzeyde kalması tartışılmaktadır. Ancak, sermaye yetersizliğinin zorunlu kıldığı faiz giderleri, bu kuruluşların gider yapılarında önemli hacimlere ulaşmakta, üretim maliyetlerini arttırarak, yatırımlar üzerinde caydırıcı bir oynayabilmektedir. Bu yüzdende ekonominin arz cephesinde olumsuzluklar doğmaktadır. Bu durum ise arz – talep dengesinin bozulmasını ve enflasyonun süreklilik kazanmasını sağlamaktadır. Ayrıca, kamu borç miktarları içinde büyük oranlara ulaşan faiz yükleri, bütçe açıklarının büyümesine yol açarak hem ekonomideki para hacminin kontrolünü, hem de enflasyonist bekleyişleri olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, ülkemizdeki arz – yönlü düşüncelerin vergi oranlarından çok faiz oranları üzerinde yoğunlaşmasında fayda görülmektedir.
Öz sermaye yetersizliğinin hakim olduğu ve firma faaliyetlerinin büyük oranda borçlanmalarla yürütülebildiği ülkemizde, firmaların finansman giderleri yıldan yıla katlamalı gelişmeler göstermektedir. İstanbul Sanayi Odası (İ.S.O.)’nın düzenlediği “500 Büyük Firma” anketi çerçevesinde yapılan değerlendirmelerde, özel sektör firmalarının ödedikleri faiz miktarlarının, 1982 yılında 133, 1983’de 172, 1984’de 295, 1985’de 445, 1986’da 949, 1987’de 1290, 1988’de 2402 ve 1989 yılında da 3180 milyar TL’yi bulduğu görülmektedir. Bu faiz ödemeleri firmaların yarattıkları katma değerin dağılımını da etkilemektedir. 500 büyük sanayi kuruluşu içerisindeki sanayi kuruluşu içerisindeki özel sektör firmalarının yarattıkları katma değerin faktör gelirleri arasındaki dağılımı ise “Tablo 1” de verilmektedir.
TABLO 1: 500 Büyük Sanayi Kuruluşu İçerisinde, Özel Sektör Firmalarının Yarattıkları Katma Değerin Dağılımı (1982 – 1989)
|
|
1982 |
1983 |
1984 |
1985 |
1986 |
1987 |
1988 |
1989 |
|
Maaş ve Ücretler |
42.5 |
42.7 |
38.2 |
39.4 |
32.6 |
29.5 |
31.8 |
39.1 |
|
Ödenen Faizler |
31.0 |
29.9 |
33.1 |
36.2 |
45.1 |
35.1 |
38.4 |
30.4 |
|
Ödenen Kiralar |
0.6 |
0.5 |
0.7 |
0.7 |
0.7 |
0.5 |
0.5 |
0.5 |
|
Kar |
26.1 |
26.9 |
28.0 |
23.7 |
21.6 |
34.9 |
29.3 |
30.0 |
Tablodan da görüldüğü gibi, faktör gelirleri içinde 1983 yılından itibaren yükselme eğilimine giren faiz ödemeleri, 1986 yılında en büyük oranına ulaşmış ve bu yıldan itibaren firmaların maaş ve ücret ödemelerini de aşmış bulunmaktadır. Bu ise hem gelir dağılımı hem de maliyet ilişkileri açısından önemli sonuçların doğmasına yol açmaktadır. 1989’da maaş ve ücret ödemelerinin yüksek oluşu, faiz ödemelerinin azalmasından değil, toplu sözleşmelerin büyük oranda bu yılda yapılmasından kaynaklanmaktadır. Oysa yukarıda belirtildiği gibi, 500 büyük sanayi kuruluşu içindeki özel sektör firmalarının 1989 yılı faiz ödemeleri 1988 yılına göre % 32 oranında artmış bulunmaktadır.
Firmaların faiz ödemelerinin yükselmesi bir kısım firmaların yatırım eğilimlerini kırarken, bir kısmının da kredi kullanmayarak üretimlerini düşürmelerine yol açmıştır. Bu ise zaten üretim ve arz yetersizliği çeken ülkemiz için önemli bir sorun olmakta ve arz ile talep arasındaki açığın daha da büyümesine sebep olarak enflasyonun süreklilik kazanmasını sağlamaktadır.
Faiz giderlerinin firmaların yatırım ve üretim kararlarına olan olumsuz etkilerini, kapasite kullanımındaki engelleyici fonksiyonlarını, maliyet ve fiyatlar üzerindeki arttırıcı baskılarını geniş analizlerle inceleyip ortaya koymak mümkündür. Zaten iş ve ticaret aleminin ortak bir seslilik içinde yüksek faiz oranlarının bu olumsuz etkilerine dikkat çekmeleri de yeterli bir kanıt niteliğindedir. Ülkemizde özellikle 1980 yılından bu yana faiz oranları yatırımları, kapasite kullanımı ve üretimi caydırıcı bir yükseklikte bulunmaktadır. Bu yüksekliğin gerek maliyetler yoluyla ve gerekse alternatif getiri kıyaslamaları yoluyla fiyatları yükseltmesi ve enflasyon doğurması ise kaçınılmaz olmaktadır.
Arz – yönlü iktisat son yıllarda büyük ilgi görmüş bir ekonomik yaklaşımdır. Getirdiği önerilerin A.B.D. Başkanlığı gibi önemli zirvelerde temsil ediliyor ve savunuluyor olması da, bu görüşe ayrı bir güç katmaktadır. Bu yaklaşımın ekonomik durgunluk, ekonomik istikrar gibi çağdaş pek çok sorun için sunduğu çözüm önerilerinin özünü ise vergi teşvik ve indirimleri oluşturmaktadır.
Enflasyonun
kronik bir hal aldığı, genelde uygulanan talep ağırlıklı anti-enflasyonist politikaların
beklenen başarıyı sağlayamadığı ülkemizde, arzı – yönlü iktisadın önerilerinin
dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Ancak, bu öneriler ülke şartlarına uygun
bir şekilde geliştirilmelidir.
Ülkemizde
üretim ve arz artışı yönündeki en büyük sorun yüksek faiz oranlarıdır. Arz –
yönlü iktisadın temel görüşlerine ters düşmeyen ve ülkemizde arz artışı
yönündeki en önemli engeli oluşturan yüksek faiz oranlarının düşürülmesi, arz
cephesindeki engeli kaldırarak, istenen üretim artışının sağlanmasına yardımcı
olacaktır. Bu ise arz – yönlü iktisadın da umduğu gibi enflasyonist açığın
kapanmasına enflasyonist gidişin durdurulmasına hizmet edecektir.
· “1989 Yılında 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Üzerine İ.S.O. Araştırma Dairesi’nin Değerlendirmesi”; İ.S.O. Dergisi, Yıl 25, Sayı 294, Ağustos 1990, s. 35-37
· GRAMLEY, Lyle E.; “Supply – Side Economics: Its Role In Curbing Inflation”, In: Thomas J. Hailstones, Wiewpoints On Supply – Side Economics, Reston Publishing Company Inc., Virginia 1982, s. 145-151
· İ.S.O. Dergileri: 15.8.1983, Sayı 210; 15.10.1984, Özel Sayı; 15.10.1985, Özel Sayı; 15.9.1986, Sayı 247; 15.10.1987, Sayı 260; 15.10.1988, Sayı 272; 15.8.1989, Sayı 282; 22.8.1990, Sayı 294.
· KRIEGER, Ronald A.; “Arz – Yönlü İktisat – Giriş”, “Arz – Yönlü İktisat – Seçme Çeviriler” içinde, Çeviri: Coşkun Can Aktan, Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF, İzmir 1990, s. 1.
· SAULNIER, Raymond J.: “Can Supply – Side Economics Cure Inflation”, In: Thomas J. Hailstones, Wiewpoints On Supply – Side Economics, Reston Publishing Company Inc., Virginia 1982, s. 152-154.
· SAVAŞ, Vural; “Politik İktisat”, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş. Yayın No. 90, İstanbul 1986, s. 245-255.
· SUPEL, Thomas M.; “Supply- Side Tax Cuts: Will They Reduce Inflation, In: Thomas J. Hailstones, Wiewpoints On Supply – Side Economics, Reston Publishing Company Inc., Virginia 1982, s. 155-167.
· TÜRKAN, Erdal; “Faiz Politikası – Görüş ve Değerlendirmeler”, (Tebliğ ve Müzakereler içinde), T.O.B.B. Yayınları No. 21, Ankara 1985, s. 57-59.