TÜRKİYE’DE KOBİ’LERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ VE FİNANSAL KRİZLERE DAYANIKLILIĞI: 5 İLİ KAPSAYAN BİR ARAŞTIRMA

TÜRKİYE’DE KOBİ’LERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ  VE FİNANSAL KRİZLERE DAYANIKLILIĞI: 5 İLİ KAPSAYAN BİR ARAŞTIRMA

 

 

Doç. Dr. Muhammet AKDİŞ - Yrd. Doç. Dr. Sabahat BAYRAK

Pamukkale Üniversitesi

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Öğretim Üyeleri

 

I- GİRİŞ

 

Küçük ve orta boy işletmeler son yıllarda bütün dünyada dikkat çekici bir gelişme göstermişlerdir. Türkiye’nin ekonomik gelişmesinde de özellikle Anadolu’da ortaya çıkan ve birbiri ardına faaliyet göstermeye başlayan KOBİ(Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler)’lerin önemli  katkısı olmuştur. Bu işletmeler  ihracat ve üretimde  önemli başarılara imza atmışlardır.

İstihdam, üretim ve ihracat açısından ülke ekonomisinde vazgeçilmez bir konumda bulunan KOBİ’ler yönetsel ve finansal sorunlarla başa çıkmaya çalışmakta; bu sorunların çözümü de ekonominin geleceği açısından büyük önem arzetmektedir. Özellikle 1997 yılında Güneydoğu Asya’da başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan finansal kriz ile sonrasında 1998 yılında görünen Rusya krizinin Türk KOBİ’lerini de önemli ölçüde etkilemiş olması ciddi bir ekonomik problem oluşturmuştur.

Biz bu çalışmamızda, Türkiye’deki KOBİ’lerin genel özelliklerini ortaya koyduktan sonra, özellikle finansal krizler konusundaki dayanıklılıklarını 5 İli kapsayan bir araştırma ile incelemeye çalışacağız.

 

II- KOBİ’LER  VE  TÜRKİYE EKONOMİSİ

 

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin gelişme ve kalkınma hareketinde önemli roller üstlenmeleri, kriz ortamından kolaylıkla sıyrılabilmeleri büyük işletmeler için de bir uyarıcı olmuştur. Şiddetlenen uluslararası rekabetle birlikte, büyük şirketlerin zarar eden yapıları, küçülmenin ve büyümeyi yavaşlatmanın daha iyi olabileceği, değişimin temel dinamiğinin buradan geçtiği konusundaki fikirleri yaygınlaştırmıştır.[1] Çünkü II. Dünya Savaşından sonra Japonya’da başlayan hızlı ekonomik kalkınma hareketinin motor gücünü KOBİ’ler oluşturmuşlardır. 1970’li yıllardaki kriz sonrasında yapılan bilimsel çalışmalar ise ABD’nin bu krizden en az etkilendiğini, krizden daha az etkilenmesinde ticaret ve sanayide küçük ve orta büyüklükteki işletmelere verdiği önemin büyük etkisi olduğunu, 1988 yılından itibaren ABD’deki büyük ölçekli firmaların yaklaşık üçte bire varan oranda küçüldüğünü,[2] ortaya koymuşlardır. Bu durum ise 1960’lı yılların sonuna kadar devam eden büyük şirketler kurma eğiliminin, bu yıllardan sonra küçük işletme sayılarındaki artışla yer değiştirmesine sebep olmuştur.[3]

Gerçekten farklılaşan ve sürekli değişen ihtiyaçlar ve istekler, esnek ve dinamik bir üretim işleyişini gerekli kılmaktadır.[4] Bu da optimum üretim ölçeği küçültülmüş, yönetim ve denetim işlevleri etkinleştirilmiş, pazara uyum kabiliyetleri arttırılmış küçük ve orta büyüklükteki işletmelerle mümkün olabilmektedir. Özellikle son 10 yılda Japonya ve ABD gibi nisbeten geniş bir küçük işyeri sektörüne sahip olan ülkelerde, örneğin İngiltere gibi küçük işyeri sektörünün daha sınırlı olduğu ülkelere nazaran daha hızlı büyüme görülmesi de[5] bunun kanıtı olmaktadır.

Ancak ülkeler itibariyle KOBİ’lerin tanımı, ekonomideki büyüklükleri ve sorunları farklılaşabilmektedir.

 

A-    KOBİ Kavramı

 

Dünyada genel anlamda kabul görmüş bir KOBİ tanımlaması bulunmamaktadır. Bu konuda her ülkenin ekonomik özellikleri itibariyle belirlenmiş değişik ölçütler kullanılmaktadır. ABD’de istihdam edilen işçi sayısı ve satış tutarları nicel ölçüt olarak benimsenirken, nitel ölçüt olarak da işletme yönetimi ve sahipliğinin bağımsızlığı esas alınmaktadır. Genel olarak 1-100 arası işçi istihdam eden  işletmeler küçük, 100-500 arası işçi çalıştıran işletmeler ise orta büyüklükteki işletmeler olarak kabul edilmektedir.[6]

AB Komisyonu kararına göre en fazla 500’den az çalışanı olup yıllık cirosu 75 milyon ECU’ya ulaşan  işletmeler KOBİ olarak tanımlanmıştır. OECD’nin gruplandırmasına göre çalıştırdığı işçi sayısı 20’den az olan işletmeler çok küçük, 100’e kadar olan işyerleri küçük, 101-499 arasında olanlar ise orta büyüklükteki işletme sayılmaktadır.[7] Dünya Bankası ise 50’ye kadar işçi çalıştıran işyerlerini küçük işletme, 51-200 arası işçi çalıştıran işyerlerini ise orta ölçekli işletme olarak kabul etmektedir.[8]

Ülkemizde farklı kuruluşlarca farklı KOBİ tanımlamaları yapılmaktadır. KÜSGET(Küçük Sanayi Geliştirme Teşkilatı) 1-9 işçi çalıştıran işyerlerini küçük, 10-49 işçi çalıştıran işyerlerini orta, 50’den çok işçi çalıştıran işyerlerini ise büyük işletme olarak vasıflandırmıştır.[9] KOSGEB(Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) Kuruluş Kanununa göre 1-50 arası işçi çalıştıran işletmeler küçük, 51-150 arasında olan işletmeler da orta ölçekli işletme sayılmaktadır. DİE(Devlet İstatistik Enstitüsü) 1-9 arası işçi çalıştıran işletmeleri küçük, 10-24 arasında olanları orta, 25’den fazla olanları ise büyük işletme olarak kabul etmektedir. İTO(İstanbul Ticaret Odası) 25 kişiye kadar işçi çalıştıran işletmeleri küçük işletme kabul ederken, TOSYÖV(Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticileri Vakfı) 10 işçiye kadar olan işletmeleri küçük, 11-100 arası işçi çalıştıran işletmeleri küçük ve orta ölçekli, 100’den fazla işçi çalıştıran işletmeleri ise büyük işletme olarak tanımlamaktadır.[10]

 

B-    Dünya’da ve Türkiye’de KOBİ’ler

 

Küçük işyerlerinin teknik yeniliklere daha yatkın, tüketici tercihlerine daha esnek karakterleri, konjonktürel dalgalanmalara uymadaki üstünlükleri, üretimdeki boşlukları daha hızlı doldurmaya katkıları, büyük firmalara yönelik olumlu etkileri, bölgeler arası dengeli büyümeye tesirleri, rekabetin teşvikinde oynadığı roller, bürokratik yapılarındaki dinamiklik, istihdam artışına yaptıkları katkılar, daha yakın yönetici-yönetilen ilişkileri gibi faktörler bütün dünyada KOBİ’leri önemli işletmeler haline getirmiştir.[11] Bu nedenle de AB 1986 yılında küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin gelişmesine yönelik hedef ve stratejileri belirlemek için bir çalışma grubu oluşturmuş, ABD de aynı yıllarda küçük işletmeler idaresini kurmuştur.[12]

Türkiye ekonomisi içerisinde de KOBİ’ler önemli bir ağırlığa sahip bulunmaktadırlar. 1992 yılında yapılan genel sanayi sayımına göre mevcut 1.1 milyon işyerinin yaklaşık %99.6’sını 1-49 işçi çalıştıran işyerleri, %0.2’sini 50-99 arası işçi çalıştıran kuruluşlar, %0.2’sini ise 100’den fazla işçi çalıştıran işletmeler oluşturmaktadır. Buna göre Türkiye’deki mevcut işyerlerinin yaklaşık %98.8’inin KOBİ’lerden oluştuğu ortaya çıkmaktadır. KOBİ’ler istihdamda da önemli bir büyüklüğü temsil etmekte; mevcut 3.6 milyon çalışanın %72.5’i küçük işletmelerde, %4.2’si orta ölçekli işletmelerde çalışmaktadır.[13]

Dünyadaki  ve Türkiye’deki KOBİ’lerin ekonomi içindeki yerlerini Tablo.1 yardımı ile de incelemek mümkündür.  

 

Tablo:1 Bazı Ülkelerdeki Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Ekonomideki Yeri

Ülkeler

Tüm İşletmeler İçindeki Yeri

Toplam İstihdamdaki Yeri

Toplam Yatırımlar İçindeki Yeri

Katma Değer İçindeki

Yeri

Toplam İhracat İçindeki Yeri

ABD

Almanya

Japonya

İngiltere

Fransa

İtalya

Hollanda

Hindistan

G.Kore

Tayland

Singapur

Türkiye

97.2

99

99.4

96

99

98

98

98.6

98.8

98

97

99.2

58

64

81.4

36

67

83

57

63

59

64

44

53

38

44

40

29.5

45

52

45

27.8

35

-

27

26.5

43

49

52

25

54

47

32

50

35

47

43

38

32

31

38

22

26

-

38

40

20

50

10

8

Kaynak:Halil Sarıaslan, Orta ve Küçük Ölçekli İşletmelerin Finansal Sorunları, Ankara, TOBB, 1994, s.24.

 

Tablo.1’den de görüldüğü gibi, hemen hemen bütün dünya ülkelerinde KOBİ tanımına giren işletmeler ekonomide önemli bir büyüklüğü temsil etmekte, istihdamda, yatırımda, katma değerde ve ihracatta önemli paylara sahip bulunmaktadırlar.

Ancak KOBİ’lerin toplam kredilerden aldıkları paylar ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ABD’de KOBİ’ler toplam kredilerden %42.7 oranında pay alırken, Almanya’da bu oran %31.1 olmakta, Japonya’da %50, G:Kore’de %47, Fransa’da %29, İngiltere ve Singapur’da %27, Hindistan’da %15.3 civarında bulunmaktadır. Türkiye’de ise KOBİ’lerin toplam krediler içindeki payı sadece %3’tür.[14] Diğer ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye’deki KOBİ’lerin kredilerden aldıkları payların dramatik bir biçimde düşük olduğu görülmektedir. Bu durum ise Türkiye’deki KOBİ’lerin finansal sorunlarının da kaynağını oluşturmaktadır. Bu sorunlar Güneydoğu Asya ve sonrasında Rusya’da başgösteren krizlerle birlikte derinleşme eğiliminde olmuşlardır.

 

 

III-  ASYA, RUSYA KRİZİ VE TÜRK EKONOMİSİNE ETKİLERİ

 

Güneydoğu Asya ülkelerinden Tayland’ın para birimi Baht, Mayıs/1997’de, spekülatörlerin Tayland’ın ekonomik büyümesindeki yavaşlama ve politik istikrarsızlık gerekçesiyle satışa geçmesiyle birdenbire değer kaybetmeye başlamıştır. Tayland’ın kötü gidişi durduramaması ve parasını korumak amacıyla IMF’ye başvurması diğer bölge ülkelerinden Filipinler, Malezya, Endonezya ve Güney Kore paralarına karşı da spekülatif saldırıları gündeme getirmiştir.[15]

            Başlangıçta bölgesel bir kriz gibi görünen gelişmeler Hong Kong borsası ve onu takiben ABD ve diğer gelişmiş ülkeler borsalarındaki yüksek oranlı düşüşlerle bir anda global bir krize dönüşmüştür.[16] Temmuz/1997’den sonra geçen zaman içinde, Hindistan ve Pakistan’dan Meksika’ya, Güney Afrika’dan Rusya’ya, Brezilya ve Şili’den Kanada’ya kadar pek çok ülkede çoğu kez Asya krizi ile bağlantılı olabilecek rekor düzeyde para birimi değeri düşüşleri gerçekleşmiş[17] ve ülke paraları %18 ile %75 arasındaki oranlarda devalüe edilmişlerdir. Dünya ihracatının dörtte birinden fazlasını gerçekleştiren bu ülkelerdeki devalüasyon ise dünya piyasalarında bu ülkelerin rekabet gücünü arttırıcı yönde sonuçlar doğurmuştur.[18]

            Güneydoğu Asya’da meydana gelen krizin etkilerinin hafifletilmesine çalışılır iken Rusya’da 17 Ağustos 1998 tarihinde, ruble/dolar koridorunu 1 ruble 6 dolardan, 1 ruble 9.5 dolara devalüe eden, döviz rezervleri üzerinden yapılacak sermaye hareketlerine sınırlama getiren, banka hesaplarını donduran ve 90 günlük moratoryum ilan edilmesi ile sonuçlanan[19] yeni bir finansal kriz patlak vermiştir.

            Gerek Asya’da yaşanan ve gerekse Rusya’da patlak veren krizlerin Türkiye’yi dış ticaret ve mali piyasalar yönüyle etkilemesi beklenmiştir.[20] Çünkü:

 

i)     Türkiye, Doğu Asya Ülkeleri ile hemen, hemen aynı malları üreten bir ülkedir. Bu ülkeler mali sıkıntıdan kurtulabilmek için mallarını ucuza satmaya başlayacaklar, bu da Türkiye’nin rekabet şansını olumsuz etkileyecektir.

ii)      Dünyada kriz nedeniyle büyüme yavaşlayacaktır. Bu da Türkiye’nin büyümenin yavaşladığı ülkelerle olan ticaretinin azalması anlamına gelmektedir. Bu durum dış ticaret gelirlerimizin küçülmesine, turizm gelirlerimizin azalmasına neden olabilecektir.

 

            Mali piyasalar yönüyle beklenen etkiler ise farklı olmuştur. Öncelikle, Asya Krizi uluslararası yatırımcıların portföy oluşturma sürecindeki eğilimlerinde köklü değişiklikler meydana getirmiştir. Bu yatırımcılar, en azından piyasalarda yeni bir denge oluşana kadar gelişmekte olan ülkeler ve hisse senedi borsaları gibi nisbeten riskli piyasalardan çıkma eğilimi taşıyacaklardır. Dolayısı ile global piyasalarda yaşanan çalkantıların ve belirsizlik ortamının düşük kredi notuna sahip olan ve kısa vadede yüksek sermaye girişi bekleyen Türkiye üzerinde az da olsa olumsuz bir etkisi olması kaçınılmaz görülmüştür.[21]

            En önemlisi ise Asya ve Rusya krizi ülkemizde daraltıcı ekonomik politikalar uygulandığı bir döneme rastlamıştır. Dünyadaki gelişmeler  piyasalarımızdan yaklaşık 565 milyon dolarlık bir sermaye çıkışına yol açmıştır. Rusya krizi ise reel ekonomiyi daha derinden etkilemiş ve toplamda yaklaşık 9 milyar dolarlık bir ihracat azalması gerçekleşmiştir.[22] Bu rakam Türkiye ihracat rakamları arasında büyük bir tutarı temsil etmektedir. 

            İhracat açısından Türkiye’nin bölge ülkeleri ile olan rekabeti tekstil-giyim başta olmak üzere çeşitli sektörlerde yoğunlaşmaktadır.  Türkiye’nin en büyük giyim pazarı AB’dir.  Bölge ülkelerinin (Singapur, Filipinler, Tayvan, Malezya, Güney Kore, Tayland ve Endonezya) AB’ye yaptıkları toplam tekstil ve giyim ihracatı 1996 rakamlarına bakıldığında Türkiye ihracatına yaklaşmaktadır. AB Gümrük Birliği Üyesi olmak AB açısından bir rekabet avantajı sağlasa bile ABD için böyle bir avantaj söz konusu değildir.[23]

            Dolayısı ile Asya krizi sonrasında şiddetli bir uluslararası rekabetle karşı karşıya kalan, Rusya krizi ile de önemli bir ihraç pazarını kaybeden Türk KOBİ’leri önemli bir zorluklarla karşı karşıya kalmışlar, ancak bu krizi de çok büyük yıkımlara yol açmadan atlatma becerisini de göstermişlerdir.

 

IV- TÜRKİYE’DEKİ KOBİ’LERİN FİNANSAL YAPISI VE FİNANSAL KRİZLERE DAYANIKLILIĞI

 

Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip bulunan KOBİ’lerin son Asya ve Rusya krizi sonrasında karşılaştıkları finansal zorluklar ile bu zorlukları aşmakta gösterdikleri davranışlar önem arzetmektedir.  Bu nedenle incelememizde de bu konunun ortaya konulması öncelik taşımaktadır.

 

A- Araştırmanın Yöntemi

 

Dünya ve Türkiye ekonomisinde büyük öneme sahip bulunan KOBİ’lerin son Asya ve Rusya krizi sonrası gösterdikleri performans ve finansal krizler konusundaki dayanıklılıkları bu çalışmada ANKET yöntemi ile incelenmiştir. Bu amaçla Türkiye’nin parlayan yıldızı ve “Anadolu Kaplanları” olarak ifade edilen Çorum, Denizli, G.Antep, K.Maraş, ve Kayseri illeri pilot iller olarak seçilmiştir. Gerçekten 1990-1996 dönemi teşvik belgesi alan yatırımların dağılımına bakıldığında[24] K.Maraş 1990’lı yılların yatırımlarından %6.4 pay alarak yatırım sıralamasında dördüncü; G.Antep %5.8’lik payla altıncı; Denizli %2.4’lük oranı ile onuncu, Kayseri %1.6’lık oranı ile hemen Denizli’nin arkasında onbirinci sırada yer almakta, Çorum ise yine gelişme performansı ile bu illere yakın özellikler göstermektedir. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu içerisinde bu illerden 31 firma yer almakta, hatta 40. sıradaki firma 1998’de 70.sırada farklı isimle yer alan bir G.Antep firması olmaktadır.[25] Ayrıca İstanbul gibi geleneksel merkezlerin dışında kalan ve gelişme dinamikleri itibariyle öne geçen iller arasında bahsi geçen illerin dikkat çekici bir gelişme gösterdikleri belirtilmektedir.[26] Bu nedenle bu iller örnek il olarak belirlenmiş  ve herbir ildeki 20 ila 500 arasında işçi çalıştıran yaklaşık 100-120 işletme seçilerek bu işletmelere anketler  dağıtılmıştır. Dağıtılan anketlerin yine yaklaşık 50’ye yakını doldurmuş haliyle geriye dönmüştür.

İstatistiki araştırmalarda, tesadüfi hata içeren örneğin gözlemi ile elde edilen frekans dağılımının spesifik bir dağılıma makul ölçüde uygun olup olmadığını veya frekansların aynı zamanda iki vasfa göre dağılımına dayanan fiili ve teorik frekans dağılımları arasındaki farkların tesadüfi hatalara verilip verilemeyeceğini belirlemek için daha geniş ve genel bir teknik olarak  Ki-kare  analizi kullanılmaktadır.[27]  Çalışmamızda elde edilen sonuçlar da SPSS for Windows 9.0 programı temelinde  Ki-kare uygunluk testine tabi tutularak[28] değerlendirmeye alınmıştır.

 

B- Araştırmada Elde Edilen Bulgular

 

Türkiye’deki KOBİ’lerin genel görünümlerini ve finansal krizlere dayanıklılığını ortaya koymayı amaçlayan araştırmamızla ilgili bilgiler ve sonuçları aşağıda belirtilmektedir.

 

1- Araştırmaya Esas Alınan İşletmeler İle İlgili Genel Bilgiler

 

Araştırmaya esas alınan iller ve bu illerde denek olarak seçilen işletmeler ile ilgili bilgiler aşağıda verilmektedir.

 

a- Ankete Katılım Oranı

 

Anketimize katılım oranları Tablo.2’deki gibidir. Burada da görüldüğü gibi anketimize katılım oranı %40-60 düzeyinde olmuştur. Bu oran da bu tür çalışmalar için olumlu bir oran olarak değerlendirilmektedir.

 

Tablo:2 İller ve Ankete Katılım Durumları

İller

Dağıtılan Anket Sayısı

Geriye Alınan Anket Sayısı

Geri Dönüşüm Yüzdesi(%)

Çorum

Denizli

G.Antep

K.Maraş

Kayseri

TOPLAM

90

120

130

75

120

535

54

59

55

37

52

257

60

49

42

49

43

48

 

 

b- İşletme Sahiplerinin Yaş  ve Öğrenim Durumları

 

Anketimize katılan işletme sahiplerinin yaş ve öğrenim durumları Tablo.3’te gösterilmektedir.

 

Tablo:3 İşletme Sahiplerinin Yaş ve Öğrenim Durumları

Yaş Grubu

Adet

%

Öğrenim Durumu

Adet

%

Cevapsız

9

3,5

Cevapsız

9

3,5

18-24

10

3,9

İlkokul

14

5,4

25-34

59

23,0

Ortaokul

11

4,3

35-44

121

47,1

Lise ve Dengi Okul

82

31,9

45-54

53

20,6

Fakülte ve Yüksekokul

128

49,8

55'den Fazla

5

1,9

Yüksek Lisans

13

5,1

Toplam

257

100,0

Toplam

257

100,0

 

Tablo.3’ten de görüldüğü gibi, KOBİ tanımına giren işletme sahiplerinin yaş  düzeyleri orta yaş grubu olan 25-44 yaş arasını kapsamaktadır. İşletme sahiplerinin öğrenim durumlarına bakıldığında da, küçük ve orta boy işletmelerde eğitim düzeyinin yükselmekte olduğu, lise ve sonrası yüksek tahsilli işletme sahibi sayısının  genel toplamın yaklaşık %80’ini oluşturduğu görülmektedir.

 

c- İşletmelerin Sektörel Dağılımı, Çalıştırdığı İşçi Sayısı ve Sabit Sermaye Yatırım Tutarları

 

Anketimize katılan işletmelerin yatırım grupları itibariyle dağılımı ile çalıştırdıkları işçi sayıları ve toplam sabit sermaye yatırım tutarları Tablo.4’te gösterilmektedir. Burada da görüldüğü gibi,  toplam içinde 105 adet ve %41’lik pay tekstil ve konfeksiyon sektörüne ait bulunmaktadır.

 

Ankete katılan işletmelerin sektörel dağılımı Türkiye’nin son yıllarda başarı gösterdiği sanayi sektörleri ile uyum içerisindedir. 1997-1998 yıllarında verilen yatırım teşvik belgelerine bakıldığında, dokuma ve tekstil sektörüne verilen yatırım teşvik belgelerinin imalat sanayii toplamı içinde yaklaşık üçte birine karşılık geldiği görülmektedir.[29] Ankete katılan işletmelerin çalıştırdıkları işçi sayılarının 35-200 işçi çalıştıran işyerleri  arasında yoğunlaştığı da Tablo.4’ten izlenebilmektedir. Bu aralıktaki kümülatif oran ise %88.3’e ulaşmaktadır. Anket yapılan sektörlerin emek-yoğun işletmeler olduğu da göz önünde bulundurulduğunda bu durum yaklaşık olarak Türkiye profilini yansıtan bir oran olmaktadır. Aynı tabloda anket yapılan işletmelerin sabit sermaye yatırım tutarlarının da 100 bin dolar ile 5 milyon dolar arasında yoğunlaştığı görülmektedir. Bu aralıkta sabit sermaye yatırımı bulunan işletmelerin toplam içindeki payı %66 oranındadır.

 

Tablo:4 İşletmelerin  Sektör, İstihdam ve Yatırım Özellikleri

 

Konfeksiyon

 

Sektörler

Adet

%

İşçi Adedi

Adet

%

Yatırım Tutarı

Adet

%

Tekstil ve

Konfeksiyon

105

40,9

35-50

112

43,6

Cevapsız

16

6,2

Deri ve

2

,8

51-100

57

22,2

100 Bin Dolardan Çok

33

12,8

Gıda Sanayii

31

12,1