TÜRKİYE’DE
KOBİ’LERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ VE FİNANSAL
KRİZLERE DAYANIKLILIĞI: 5 İLİ KAPSAYAN BİR ARAŞTIRMA
Pamukkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Öğretim Üyeleri
Küçük ve orta boy işletmeler
son yıllarda bütün dünyada dikkat çekici bir gelişme göstermişlerdir.
Türkiye’nin ekonomik gelişmesinde de özellikle Anadolu’da ortaya çıkan ve
birbiri ardına faaliyet göstermeye başlayan KOBİ(Küçük ve Orta Büyüklükteki
İşletmeler)’lerin önemli katkısı
olmuştur. Bu işletmeler ihracat ve
üretimde önemli başarılara imza
atmışlardır.
İstihdam, üretim ve ihracat
açısından ülke ekonomisinde vazgeçilmez bir konumda bulunan KOBİ’ler yönetsel
ve finansal sorunlarla başa çıkmaya çalışmakta; bu sorunların çözümü de
ekonominin geleceği açısından büyük önem arzetmektedir. Özellikle 1997 yılında
Güneydoğu Asya’da başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan finansal kriz
ile sonrasında 1998 yılında görünen Rusya krizinin Türk KOBİ’lerini de önemli
ölçüde etkilemiş olması ciddi bir ekonomik problem oluşturmuştur.
Biz bu çalışmamızda,
Türkiye’deki KOBİ’lerin genel özelliklerini ortaya koyduktan sonra, özellikle
finansal krizler konusundaki dayanıklılıklarını 5 İli kapsayan bir araştırma
ile incelemeye çalışacağız.
Küçük ve orta büyüklükteki
işletmelerin gelişme ve kalkınma hareketinde önemli roller üstlenmeleri, kriz
ortamından kolaylıkla sıyrılabilmeleri büyük işletmeler için de bir uyarıcı
olmuştur. Şiddetlenen uluslararası rekabetle birlikte, büyük şirketlerin zarar
eden yapıları, küçülmenin ve büyümeyi yavaşlatmanın daha iyi olabileceği,
değişimin temel dinamiğinin buradan geçtiği konusundaki fikirleri
yaygınlaştırmıştır.[1] Çünkü
II. Dünya Savaşından sonra Japonya’da başlayan hızlı ekonomik kalkınma
hareketinin motor gücünü KOBİ’ler oluşturmuşlardır. 1970’li yıllardaki kriz
sonrasında yapılan bilimsel çalışmalar ise ABD’nin bu krizden en az
etkilendiğini, krizden daha az etkilenmesinde ticaret ve sanayide küçük ve orta
büyüklükteki işletmelere verdiği önemin büyük etkisi olduğunu, 1988 yılından
itibaren ABD’deki büyük ölçekli firmaların yaklaşık üçte bire varan oranda
küçüldüğünü,[2]
ortaya koymuşlardır. Bu durum ise 1960’lı yılların sonuna kadar devam eden
büyük şirketler kurma eğiliminin, bu yıllardan sonra küçük işletme
sayılarındaki artışla yer değiştirmesine sebep olmuştur.[3]
Gerçekten farklılaşan ve
sürekli değişen ihtiyaçlar ve istekler, esnek ve dinamik bir üretim işleyişini
gerekli kılmaktadır.[4]
Bu da optimum üretim ölçeği küçültülmüş, yönetim ve denetim işlevleri
etkinleştirilmiş, pazara uyum kabiliyetleri arttırılmış küçük ve orta
büyüklükteki işletmelerle mümkün olabilmektedir. Özellikle son 10 yılda Japonya
ve ABD gibi nisbeten geniş bir küçük işyeri sektörüne sahip olan ülkelerde,
örneğin İngiltere gibi küçük işyeri sektörünün daha sınırlı olduğu ülkelere
nazaran daha hızlı büyüme görülmesi de[5]
bunun kanıtı olmaktadır.
Ancak ülkeler itibariyle
KOBİ’lerin tanımı, ekonomideki büyüklükleri ve sorunları farklılaşabilmektedir.
Dünyada genel anlamda kabul
görmüş bir KOBİ tanımlaması bulunmamaktadır. Bu konuda her ülkenin ekonomik
özellikleri itibariyle belirlenmiş değişik ölçütler kullanılmaktadır. ABD’de
istihdam edilen işçi sayısı ve satış tutarları nicel ölçüt olarak
benimsenirken, nitel ölçüt olarak da işletme yönetimi ve sahipliğinin
bağımsızlığı esas alınmaktadır. Genel olarak 1-100 arası işçi istihdam
eden işletmeler küçük, 100-500 arası
işçi çalıştıran işletmeler ise orta büyüklükteki işletmeler olarak kabul
edilmektedir.[6]
AB Komisyonu kararına göre
en fazla 500’den az çalışanı olup yıllık cirosu 75 milyon ECU’ya ulaşan işletmeler KOBİ olarak tanımlanmıştır.
OECD’nin gruplandırmasına göre çalıştırdığı işçi sayısı 20’den az olan işletmeler
çok küçük, 100’e kadar olan işyerleri küçük, 101-499 arasında olanlar ise orta
büyüklükteki işletme sayılmaktadır.[7]
Dünya Bankası ise 50’ye kadar işçi çalıştıran işyerlerini küçük işletme, 51-200
arası işçi çalıştıran işyerlerini ise orta ölçekli işletme olarak kabul
etmektedir.[8]
Ülkemizde farklı
kuruluşlarca farklı KOBİ tanımlamaları yapılmaktadır. KÜSGET(Küçük Sanayi
Geliştirme Teşkilatı) 1-9 işçi çalıştıran işyerlerini küçük, 10-49 işçi
çalıştıran işyerlerini orta, 50’den çok işçi çalıştıran işyerlerini ise büyük
işletme olarak vasıflandırmıştır.[9]
KOSGEB(Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi
Başkanlığı) Kuruluş Kanununa göre 1-50 arası işçi çalıştıran işletmeler küçük,
51-150 arasında olan işletmeler da orta ölçekli işletme sayılmaktadır. DİE(Devlet
İstatistik Enstitüsü) 1-9 arası işçi çalıştıran işletmeleri küçük, 10-24
arasında olanları orta, 25’den fazla olanları ise büyük işletme olarak kabul
etmektedir. İTO(İstanbul Ticaret Odası) 25 kişiye kadar işçi çalıştıran
işletmeleri küçük işletme kabul ederken, TOSYÖV(Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli
İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticileri Vakfı) 10 işçiye kadar
olan işletmeleri küçük, 11-100 arası işçi çalıştıran işletmeleri küçük ve orta
ölçekli, 100’den fazla işçi çalıştıran işletmeleri ise büyük işletme olarak
tanımlamaktadır.[10]
Küçük işyerlerinin teknik
yeniliklere daha yatkın, tüketici tercihlerine daha esnek karakterleri,
konjonktürel dalgalanmalara uymadaki üstünlükleri, üretimdeki boşlukları daha
hızlı doldurmaya katkıları, büyük firmalara yönelik olumlu etkileri, bölgeler
arası dengeli büyümeye tesirleri, rekabetin teşvikinde oynadığı roller,
bürokratik yapılarındaki dinamiklik, istihdam artışına yaptıkları katkılar,
daha yakın yönetici-yönetilen ilişkileri gibi faktörler bütün dünyada KOBİ’leri
önemli işletmeler haline getirmiştir.[11]
Bu nedenle de AB 1986 yılında küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin
gelişmesine yönelik hedef ve stratejileri belirlemek için bir çalışma grubu
oluşturmuş, ABD de aynı yıllarda küçük işletmeler idaresini kurmuştur.[12]
Türkiye ekonomisi içerisinde
de KOBİ’ler önemli bir ağırlığa sahip bulunmaktadırlar. 1992 yılında yapılan
genel sanayi sayımına göre mevcut 1.1 milyon işyerinin yaklaşık %99.6’sını 1-49
işçi çalıştıran işyerleri, %0.2’sini 50-99 arası işçi çalıştıran kuruluşlar,
%0.2’sini ise 100’den fazla işçi çalıştıran işletmeler oluşturmaktadır. Buna
göre Türkiye’deki mevcut işyerlerinin yaklaşık %98.8’inin KOBİ’lerden oluştuğu
ortaya çıkmaktadır. KOBİ’ler istihdamda da önemli bir büyüklüğü temsil etmekte;
mevcut 3.6 milyon çalışanın %72.5’i küçük işletmelerde, %4.2’si orta ölçekli
işletmelerde çalışmaktadır.[13]
Dünyadaki ve Türkiye’deki KOBİ’lerin ekonomi içindeki
yerlerini Tablo.1 yardımı ile de incelemek mümkündür.
|
Ülkeler |
Tüm İşletmeler İçindeki Yeri |
Toplam İstihdamdaki Yeri |
Toplam Yatırımlar İçindeki Yeri |
Katma Değer İçindeki
Yeri |
Toplam İhracat İçindeki Yeri |
|
ABD Almanya Japonya İngiltere Fransa İtalya Hollanda Hindistan G.Kore Tayland Singapur Türkiye |
97.2
99
99.4
96
99
98
98
98.6
98.8
98
97
99.2 |
58
64
81.4
36
67
83
57
63
59
64
44
53 |
38
44
40
29.5
45
52
45
27.8
35
-
27
26.5 |
43
49
52
25
54
47
32
50
35
47
43
38 |
32
31
38
22
26
-
38
40
20
50
10
8 |
Kaynak:Halil Sarıaslan, Orta ve Küçük Ölçekli İşletmelerin Finansal Sorunları, Ankara, TOBB, 1994, s.24.
Tablo.1’den de görüldüğü
gibi, hemen hemen bütün dünya ülkelerinde KOBİ tanımına giren işletmeler
ekonomide önemli bir büyüklüğü temsil etmekte, istihdamda, yatırımda, katma
değerde ve ihracatta önemli paylara sahip bulunmaktadırlar.
Ancak KOBİ’lerin toplam
kredilerden aldıkları paylar ülkeler arasında önemli farklılıklar
göstermektedir. Örneğin, ABD’de KOBİ’ler toplam kredilerden %42.7 oranında pay
alırken, Almanya’da bu oran %31.1 olmakta, Japonya’da %50, G:Kore’de %47,
Fransa’da %29, İngiltere ve Singapur’da %27, Hindistan’da %15.3 civarında
bulunmaktadır. Türkiye’de ise KOBİ’lerin toplam krediler içindeki payı sadece
%3’tür.[14]
Diğer ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye’deki KOBİ’lerin kredilerden aldıkları
payların dramatik bir biçimde düşük olduğu görülmektedir. Bu durum ise
Türkiye’deki KOBİ’lerin finansal sorunlarının da kaynağını oluşturmaktadır. Bu
sorunlar Güneydoğu Asya ve sonrasında Rusya’da başgösteren krizlerle birlikte
derinleşme eğiliminde olmuşlardır.
Güneydoğu Asya ülkelerinden
Tayland’ın para birimi Baht, Mayıs/1997’de, spekülatörlerin Tayland’ın ekonomik
büyümesindeki yavaşlama ve politik istikrarsızlık gerekçesiyle satışa
geçmesiyle birdenbire değer kaybetmeye başlamıştır. Tayland’ın kötü gidişi
durduramaması ve parasını korumak amacıyla IMF’ye başvurması diğer bölge
ülkelerinden Filipinler, Malezya, Endonezya ve Güney Kore paralarına karşı da
spekülatif saldırıları gündeme getirmiştir.[15]
Başlangıçta
bölgesel bir kriz gibi görünen gelişmeler Hong Kong borsası ve onu takiben ABD
ve diğer gelişmiş ülkeler borsalarındaki yüksek oranlı düşüşlerle bir anda
global bir krize dönüşmüştür.[16]
Temmuz/1997’den sonra geçen zaman içinde, Hindistan ve Pakistan’dan Meksika’ya,
Güney Afrika’dan Rusya’ya, Brezilya ve Şili’den Kanada’ya kadar pek çok ülkede
çoğu kez Asya krizi ile bağlantılı olabilecek rekor düzeyde para birimi değeri
düşüşleri gerçekleşmiş[17]
ve ülke paraları %18 ile %75 arasındaki oranlarda devalüe edilmişlerdir. Dünya
ihracatının dörtte birinden fazlasını gerçekleştiren bu ülkelerdeki devalüasyon
ise dünya piyasalarında bu ülkelerin rekabet gücünü arttırıcı yönde sonuçlar
doğurmuştur.[18]
Güneydoğu
Asya’da meydana gelen krizin etkilerinin hafifletilmesine çalışılır iken
Rusya’da 17 Ağustos 1998 tarihinde, ruble/dolar koridorunu 1 ruble 6 dolardan,
1 ruble 9.5 dolara devalüe eden, döviz rezervleri üzerinden yapılacak sermaye
hareketlerine sınırlama getiren, banka hesaplarını donduran ve 90 günlük
moratoryum ilan edilmesi ile sonuçlanan[19]
yeni bir finansal kriz patlak vermiştir.
Gerek
Asya’da yaşanan ve gerekse Rusya’da patlak veren krizlerin Türkiye’yi dış
ticaret ve mali piyasalar yönüyle etkilemesi beklenmiştir.[20]
Çünkü:
i)
Türkiye, Doğu Asya Ülkeleri ile hemen, hemen aynı malları üreten bir
ülkedir. Bu ülkeler mali sıkıntıdan kurtulabilmek için mallarını ucuza satmaya
başlayacaklar, bu da Türkiye’nin rekabet şansını olumsuz etkileyecektir.
ii)
Dünyada kriz nedeniyle büyüme yavaşlayacaktır. Bu da Türkiye’nin
büyümenin yavaşladığı ülkelerle olan ticaretinin azalması anlamına gelmektedir.
Bu durum dış ticaret gelirlerimizin küçülmesine, turizm gelirlerimizin
azalmasına neden olabilecektir.
Mali
piyasalar yönüyle beklenen etkiler ise farklı olmuştur. Öncelikle, Asya Krizi
uluslararası yatırımcıların portföy oluşturma sürecindeki eğilimlerinde köklü
değişiklikler meydana getirmiştir. Bu yatırımcılar, en azından piyasalarda yeni
bir denge oluşana kadar gelişmekte olan ülkeler ve hisse senedi borsaları gibi
nisbeten riskli piyasalardan çıkma eğilimi taşıyacaklardır. Dolayısı ile global
piyasalarda yaşanan çalkantıların ve belirsizlik ortamının düşük kredi notuna
sahip olan ve kısa vadede yüksek sermaye girişi bekleyen Türkiye üzerinde az da
olsa olumsuz bir etkisi olması kaçınılmaz görülmüştür.[21]
En
önemlisi ise Asya ve Rusya krizi ülkemizde daraltıcı ekonomik politikalar
uygulandığı bir döneme rastlamıştır. Dünyadaki gelişmeler piyasalarımızdan yaklaşık 565 milyon dolarlık
bir sermaye çıkışına yol açmıştır. Rusya krizi ise reel ekonomiyi daha derinden
etkilemiş ve toplamda yaklaşık 9 milyar dolarlık bir ihracat azalması
gerçekleşmiştir.[22] Bu
rakam Türkiye ihracat rakamları arasında büyük bir tutarı temsil
etmektedir.
İhracat
açısından Türkiye’nin bölge ülkeleri ile olan rekabeti tekstil-giyim başta
olmak üzere çeşitli sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Türkiye’nin en büyük giyim pazarı
AB’dir. Bölge ülkelerinin (Singapur,
Filipinler, Tayvan, Malezya, Güney Kore, Tayland ve Endonezya) AB’ye yaptıkları
toplam tekstil ve giyim ihracatı 1996 rakamlarına bakıldığında Türkiye
ihracatına yaklaşmaktadır. AB Gümrük Birliği Üyesi olmak AB açısından bir
rekabet avantajı sağlasa bile ABD için böyle bir avantaj söz konusu değildir.[23]
Dolayısı
ile Asya krizi sonrasında şiddetli bir uluslararası rekabetle karşı karşıya
kalan, Rusya krizi ile de önemli bir ihraç pazarını kaybeden Türk KOBİ’leri
önemli bir zorluklarla karşı karşıya kalmışlar, ancak bu krizi de çok büyük
yıkımlara yol açmadan atlatma becerisini de göstermişlerdir.
IV-
TÜRKİYE’DEKİ KOBİ’LERİN
FİNANSAL YAPISI VE FİNANSAL KRİZLERE DAYANIKLILIĞI
Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip bulunan KOBİ’lerin son Asya
ve Rusya krizi sonrasında karşılaştıkları finansal zorluklar ile bu zorlukları
aşmakta gösterdikleri davranışlar önem arzetmektedir. Bu nedenle incelememizde de bu konunun ortaya
konulması öncelik taşımaktadır.
A- Araştırmanın Yöntemi
Dünya ve Türkiye
ekonomisinde büyük öneme sahip bulunan KOBİ’lerin son Asya ve Rusya krizi
sonrası gösterdikleri performans ve finansal krizler konusundaki
dayanıklılıkları bu çalışmada ANKET yöntemi ile incelenmiştir. Bu amaçla
Türkiye’nin parlayan yıldızı ve “Anadolu Kaplanları” olarak ifade edilen Çorum,
Denizli, G.Antep, K.Maraş, ve Kayseri illeri pilot iller olarak seçilmiştir.
Gerçekten 1990-1996 dönemi teşvik belgesi alan yatırımların dağılımına
bakıldığında[24]
K.Maraş 1990’lı yılların yatırımlarından %6.4 pay alarak yatırım sıralamasında
dördüncü; G.Antep %5.8’lik payla altıncı; Denizli %2.4’lük oranı ile onuncu,
Kayseri %1.6’lık oranı ile hemen Denizli’nin arkasında onbirinci sırada yer
almakta, Çorum ise yine gelişme performansı ile bu illere yakın özellikler
göstermektedir. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu içerisinde bu illerden 31
firma yer almakta, hatta 40. sıradaki firma 1998’de 70.sırada farklı isimle yer
alan bir G.Antep firması olmaktadır.[25]
Ayrıca İstanbul gibi geleneksel merkezlerin dışında kalan ve gelişme
dinamikleri itibariyle öne geçen iller arasında bahsi geçen illerin dikkat
çekici bir gelişme gösterdikleri belirtilmektedir.[26]
Bu nedenle bu iller örnek il olarak belirlenmiş
ve herbir ildeki 20 ila 500 arasında işçi çalıştıran yaklaşık 100-120
işletme seçilerek bu işletmelere anketler
dağıtılmıştır. Dağıtılan anketlerin yine yaklaşık 50’ye yakını doldurmuş
haliyle geriye dönmüştür.
İstatistiki araştırmalarda,
tesadüfi hata içeren örneğin gözlemi ile elde edilen frekans dağılımının
spesifik bir dağılıma makul ölçüde uygun olup olmadığını veya frekansların aynı
zamanda iki vasfa göre dağılımına dayanan fiili ve teorik frekans dağılımları
arasındaki farkların tesadüfi hatalara verilip verilemeyeceğini belirlemek için
daha geniş ve genel bir teknik olarak
Ki-kare analizi kullanılmaktadır.[27] Çalışmamızda elde edilen sonuçlar da SPSS for
Windows 9.0 programı temelinde Ki-kare
uygunluk testine tabi tutularak[28]
değerlendirmeye alınmıştır.
B- Araştırmada Elde Edilen Bulgular
Türkiye’deki KOBİ’lerin
genel görünümlerini ve finansal krizlere dayanıklılığını ortaya koymayı
amaçlayan araştırmamızla ilgili bilgiler ve sonuçları aşağıda belirtilmektedir.
1- Araştırmaya Esas Alınan
İşletmeler İle İlgili Genel Bilgiler
Araştırmaya esas alınan
iller ve bu illerde denek olarak seçilen işletmeler ile ilgili bilgiler aşağıda
verilmektedir.
a- Ankete Katılım Oranı
Anketimize katılım oranları
Tablo.2’deki gibidir. Burada da görüldüğü gibi anketimize katılım oranı %40-60
düzeyinde olmuştur. Bu oran da bu tür çalışmalar için olumlu bir oran olarak
değerlendirilmektedir.
|
İller |
Dağıtılan Anket Sayısı |
Geriye Alınan Anket Sayısı |
Geri Dönüşüm Yüzdesi(%) |
|
Çorum
Denizli
G.Antep
K.Maraş
Kayseri
TOPLAM |
90
120
130
75
120
535 |
54
59
55
37
52
257 |
60
49
42
49
43
48 |
b- İşletme Sahiplerinin
Yaş ve Öğrenim Durumları
Anketimize katılan işletme sahiplerinin yaş ve öğrenim durumları
Tablo.3’te gösterilmektedir.
Yaş Grubu |
Adet |
% |
Öğrenim Durumu |
Adet |
% |
|
Cevapsız |
9 |
3,5 |
Cevapsız |
9 |
3,5 |
|
18-24 |
10 |
3,9 |
İlkokul |
14 |
5,4 |
|
25-34 |
59 |
23,0 |
Ortaokul |
11 |
4,3 |
|
35-44 |
121 |
47,1 |
Lise ve Dengi Okul |
82 |
31,9 |
|
45-54 |
53 |
20,6 |
Fakülte
ve Yüksekokul |
128 |
49,8 |
|
55'den Fazla |
5 |
1,9 |
Yüksek Lisans |
13 |
5,1 |
|
Toplam |
257 |
100,0 |
Toplam |
257 |
100,0 |
Tablo.3’ten de görüldüğü gibi, KOBİ tanımına giren
işletme sahiplerinin yaş düzeyleri orta
yaş grubu olan 25-44 yaş arasını kapsamaktadır. İşletme sahiplerinin öğrenim durumlarına bakıldığında da, küçük ve orta
boy işletmelerde eğitim düzeyinin yükselmekte olduğu, lise ve sonrası yüksek
tahsilli işletme sahibi sayısının genel
toplamın yaklaşık %80’ini oluşturduğu görülmektedir.
c- İşletmelerin Sektörel
Dağılımı, Çalıştırdığı İşçi Sayısı ve Sabit Sermaye Yatırım Tutarları
Anketimize katılan
işletmelerin yatırım grupları itibariyle dağılımı ile çalıştırdıkları işçi
sayıları ve toplam sabit sermaye yatırım tutarları Tablo.4’te gösterilmektedir.
Burada da görüldüğü gibi, toplam içinde
105 adet ve %41’lik pay tekstil ve konfeksiyon sektörüne ait bulunmaktadır.
Ankete katılan işletmelerin
sektörel dağılımı Türkiye’nin son yıllarda başarı gösterdiği sanayi sektörleri
ile uyum içerisindedir. 1997-1998 yıllarında verilen yatırım teşvik belgelerine
bakıldığında, dokuma ve tekstil sektörüne verilen yatırım teşvik belgelerinin
imalat sanayii toplamı içinde yaklaşık üçte birine karşılık geldiği
görülmektedir.[29]
Ankete katılan işletmelerin çalıştırdıkları işçi sayılarının 35-200 işçi
çalıştıran işyerleri arasında
yoğunlaştığı da Tablo.4’ten izlenebilmektedir. Bu aralıktaki kümülatif oran ise
%88.3’e ulaşmaktadır. Anket yapılan sektörlerin emek-yoğun işletmeler olduğu da
göz önünde bulundurulduğunda bu durum yaklaşık olarak Türkiye profilini
yansıtan bir oran olmaktadır. Aynı tabloda anket yapılan işletmelerin sabit
sermaye yatırım tutarlarının da 100 bin dolar ile 5 milyon dolar arasında
yoğunlaştığı görülmektedir. Bu aralıkta sabit sermaye yatırımı bulunan
işletmelerin toplam içindeki payı %66 oranındadır.
Sektörler |
Adet |
% |
İşçi Adedi
|
Adet |
% |
Yatırım Tutarı |
Adet |
% |
|
Tekstil
ve
Konfeksiyon |
105 |
40,9 |
35-50 |
112 |
43,6 |
Cevapsız |
16 |
6,2 |
|
Deri ve |
2 |
,8 |
51-100 |
57 |
22,2 |
100 Bin Dolardan
Çok |
33 |
12,8 |
|
Gıda Sanayii |
31 |
12,1 |