DENİZLİ SANAYİLEŞMESİ VE ALTERNATİF GELİŞME
DÜŞÜNCELERİ
Doç.Dr.Muhammet Akdiş
Pamukkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Öğretim Üyesi
Denizli sanayii uzun bir tarihi geçmişe sahip bulunmaktadır. Milattan önceki yıllarda da Laodikeia(Denizli) adını taşıyan bu bölgede dokumacılık yapıldığı düşünüldüğünde tarihi mirasın önemi anlaşılacaktır. Bu miras Osmanlı döneminde de önemini korumuş ve günümüze kadar gelmiştir.
Denizli sanayii Cumhuriyet dönemindeki gerçek atılımını 1970’li yıllardan sonra yapmıştır. Denizli’nin kalkınmada öncelikli yöreler statüsüne alınması ile başlayan süreç, işçi şirketleri ile devam etmiştir. 1980’li yıllardan sonra dışa açılmanın getirdiği gelişmeler ise Denizli sanayiini parlak noktalara taşımıştır.
1997 yılında Güneydoğu Asya’da başlayan finansal kriz, sonrasında Rusya krizi ile de devam etmiştir. Dünya’nın içinde bulunduğu sıkıntılı konjonktür ve sonrasında gelişen olaylar, hem Türkiye hem de Denizli’nin sanayileşmesindeki hedefleri sorgulamasına yol açmıştır. Ülkemizdeki istikrar programları ile birlikte yaşanan dünya krizi, pek çok bölge ile birlikte Denizli’yi de önemli ölçüde etkilemiş ve alternatif arayışlara itmiştir.
Ekonomik krizin yol açtığı ve iflaslara kadar varan gelişmeler Denizli sanayileşmesi için önemli dersler içermektedir. Ortaya çıkan gelişmeler, bankaların ve finans kesiminin sorumluluğu ile birlikte tekstil sektöründeki aşırı büyümeyi de gözönüne sermiştir. Öncelikle Denizli sanayileşmesi içinde tekstil sektörü ağırlıklı bir yere sahip bulunmaktadır. Genel anlamda bakıldığında Denizli sanayiinin %52’si dokuma, giyim eşyası ve deri sanayiinden oluşmaktadır. Bu oranı %17 ile metal eşya makine ve teçhizat sanayii, %11 ile orman ve mobilya sanayii takip etmektedir. Denizli’den yapılan ihracatın da %70’i tekstil ve konfeksiyon mamullerinden oluşmaktadır. Bu yapısı ile Denizli ülke tekstil ihracatının da %35’ini karşılar durumda bulunmaktadır.
Dünyadaki eğilim ise Denizli’nin yapılanmasından farklı görünmektedir. AB ülkelerinde tekstil sektörünün GSMH içindeki payı %1.4 civarındadır. Halbuki Denizli’de elde edilen katma değerin %49.33’ü dokuma sanayiine ait bulunmaktadır. Elbette tarihi birikimin ve atadan gelen sanayici kültürünün farklı kulvarlara taşınması kolay değildir. Ancak en azından tekstil sektöründeki aşırı büyümenin gözönüne alınarak, yeni yatırımlar konusunda farklı düşüncelerin geliştirilmesi gerekmektedir. En azından Denizli’de üretim yapan sanayi işletmeleri tarafından kullanılan ve %61’i ithal olan teknolojileri geliştirmek konusunda bir çaba gösterilebilir.
Önümüzdeki 10-15 yıllık periyot içerisinde tekstil sektörünün Türkiye ekonomisindeki öncü rolünün devam etmesi beklenmektedir. 1998-2005 yıllarını kapsayan perspektifte Türkiye açısından önemini koruyacak sektörlerin tekstil ve konfeksiyon sanayii, elektrik ve elektronik makina cihazları sanayii, otomotiv ana ve yan sanayii, makine-imalat sanayii, bilişim sektörü, demir çelik(yassı ürün) sanayii ve toprak sanayii olduğu belirtilmiştir.
Ancak bu sürecin beklendiği gibi gerçekleşmesi dünyanın diğer bölgelerindeki gelişmelere de bağlı bulunmaktadır. Güneydoğu Asya ve Çin hariç bırakılsa bile, işçi ücretlerinin düşüklüğüne dayalı sanayiler ile çevreye zararlı teknoloji kullanan sanayiler eski Doğu bloku ülkeleri ile Latin Amerika ülkelerinde büyük bir gelişme içerisindedir. Geçen yıl itibariyle dünya üzerinde gerçekleşen yabancı yatırımların %40,6’sı Latin Amerika ülkelerinde, %44.3’ü de Asya’da gerçekleşmiştir. Ayrıca Türkiye’nin AB ile gümrük birliği ve tam adaylık statüsü şartlarının gerektireceği standartlar ile hakların zorladığı bir takım gelişmeler de, bu tür sanayi dallarının ülkemizdeki gelişmesini engelleyebilecektir. Bu nedenle geleneksel sanayiler ile yola devam ısrarından daha çok, katma değeri yüksek ve dünya genelinde rağbeti artan saniyelerle ilgilenmek daha yararlı olabilecektir. Bu sanayiler ise bilgi teknolojileri, malzeme teknolojileri, genetik teknolojisi, çevre teknolojisi ve enerji teknolojileri olmaktadır.
Sanayileşmede ölçek sorunu da önemli bir konudur. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin yönetim, denetim, üretim ve rekabet esneklikleri ile piyasalarda daha etkin bir role sahip olduğu bilinmektedir. Ancak dünyanın globalleşen yapısı da büyük ölçekli üretim ve talepleri gündeme getirmektedir. Küçük ölçeklerle üretim yapan ve birbirinden habersiz, hatta birbirine rakip işletmeler, büyük talepler karşısında ya cevapsız kalacak veya fiyat tespit etme yetkisini kaybedeceklerdir. Bu nedenle KOBİ kapsamı içinde bulunan işletmelerin büyük talepleri karşılayabilecek ve fiyat tespit edebilecek bir organizasyonu kendi içlerinde gerçekleştirmeleri zorunlu olmaktadır.
İşletmecilikte önemli bir diğer sorun da yönetim sorunudur. Başlangıç itibariyle gerekli bir oluşum olan aile işletmeciliği, işletmelerin büyümesi ile farklı ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmektedir. Globalleşen dünya ve griftleşen insan, kurum ve dünya ilişkileri geleneksel yönetim tekniklerini işlemez hale getirmektedir. Aile işletmelerinin 20 yıllık bir ömür sürdüğü gözönüne alındığında, kuruluş itibariyle yararlılığı tartışmasız olan aile yapılarının kurumsal ve profesyonel örgütler haline getirilmesi gerekmektedir.
Denizli ekonomisi içinde tarımın rolü gittikçe önem kaybetmektedir. 1987 yılında GSMH içinde tarımın ağırlığı %34.1 iken bu oran son yıllarda %25’lere kadar düşmüş bulunmaktadır. Geleneksel tarımın katma değerinin düşüklüğü ve gelir imkanlarının azlığı bilinmektedir. Ancak modern tarım hem katma değeri ile hem gelir imkanları ile önemini korumaktadır. Nasıl korumasın ki, insanların hayatlarını devam ettirmeleri her zaman için tarım ürünlerine talep oluşturmaktadır. Bu nedenle, yoğun tarımsal üretim ile teknik tarım imkanlarını araştırmak ve bulmak gerekmektedir.
Denizli, Türkiye ekonomisi içerisinde önemli bir yere sahip, tarih boyunca da sanayileşme çabalarında öncü olmuş yıldız kentlerden birisidir. Gelişme dinamiği ve müteşebbis potansiyeli ile bu konumunu uzun yıllar sürdürme kabiliyetine de sahip olduğunu göstermektedir.
Ancak gelişen dünya iyi yorumlandığında, dünyada hızla yükselen değerler olan insan hakları ve insan refahı kavramlarının sanayi yapılanmasında da bir dizi değişikliği getireceği beklenmektedir. Bu da yeni oluşacak sanayilerin sadece ülke insanlarının değil bütün dünya insanlarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek ölçekte, çevreyi ve doğayı tahrip etmeyecek, hem çalışanların hem de tüketenlerin refahlarına hizmet edecek bir yapıda olmasını gerektirmektedir. Bu da ücret düşüklüğü ve işçi fazlalığı temeline dayalı sanayi kollarından, katma değeri yüksek tarım ve sanayi kollarına geçişi zorunlu kılmaktadır. Denizli bu konuda da öncü olmaya aday bir konumda durmakta, ülke ufkunu açacak gelişme dinamiklerine sahip bulunmaktadır.