Yabancı sermaye, bir ülkenin karşılığını değişik biçimlerde ileride ödemek üzere başka ülkelerden temin ederek kısa sürede ekonomik gücüne ekleyebileceği mali veya teknolojik veya mali ve teknolojik kaynaklar olarak tanımlamaktadır[1]. Bu çeşit yatırımlar gelişmiş ülkelerde kurulu teşebbüslerin gelişmekte olan ülkelerde kendilerine bağlı bir şube açmaları veya yeni bir tesis kurmaları şeklinde olmaktadır.Kurulan tesis tamamen yabancı sermaye ile kurulabileceği gibi, yerli teşebbüs ile ortaklık şeklinde de gerçekleşebilmektedir.
Yabancı sermaye yatırımları, önemi gittikçe artan, Dünya’da ve Türkiye’de adından çokça söz ettiren ve tartışılan bir konu olmaktadır.Nasıl olmasın ki, son yıllarda gelişmekte olan ülkelere giden özel yabancı sermayenin ortalama olarak % 75’ini yabancı sermaye yatırımları teşkil etmiştir[2].
Çalışmamızda “Yabancı Sermaye Yatırımı”; “Özel Yabancı Sermaye Yatırımı”, “Doğrudan Yatırım” veya “Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı” kavramlarıyla eş anlamlı olarak kullanılacaktır.Böyle farklı şekillerde isimlendirilen yabancı sermaye yatırımları 18.y.y.’dan itibaren dünya gündemine girmiş bulunmaktadır.
Bugün çeşitli ülkeler arasında geliştirilen iktisadi ilişkilerin temel özelliklerinden bir kısmı, İngiltere’de başlayıp Batı Avrupa ülkelerinde gelişen sanayi devrimi sırasında ortaya çıkmıştır[3].Birinci Dünya Savaşından önceki dönemde yaklaşık olarak üç asır boyunca sermaye, tabii kaynaklar ve nüfusa oranla yoğun olduğu alanlardan daha az yoğun olduğu alanlara akmıştır.Bu akım XIX. asırda en yaygın hale gelmiştir[4]. 1800’lü yıların ilk yarısında İngiltere’nin, ihtiyaç duyduğu hammadde, madenler ve petrolün çıkarılması için sömürgelerde yaptığı yatırımlar, yabancı sermaye yatırımlarının başlangıcını temsil etmiştir[5]. Çünkü endüstri devriminin bir sonucu olarak 19.y.y.’ın ikinci yarısında, özellikle batının sanayileşen ülkelerindeki hızlı sermaye birikimi, büyük şirketleri bu sermayeden en fazla karı sağlayacak yatırım alanlarını aramaya yöneltmiştir. Bu yatırım alanları ise, Avrupa endüstrisinin ihtiyacı olan hammaddeleri sağlayacak, doğal kaynak ve ucuz işgücüne sahip dönemin sömürgeleri ve bağımsız az gelişmiş ülkeleri olmuştur[6]. Seyland’da çay ve Doğu Afrika ülkelerindeki muz plantasyonları bu tür yatırımların sonucudur.
19. yüzyıla kadar yabancı sermaye olarak Batı Avrupa sermayesinden söz edilirken, 1914 yılından sonra A.B.D. devreye girmiştir.Birinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda A.B.D. , yabancı sermaye yatırımlarında ön sırayı almıştır. Ancak 1929-30 Dünya Ekonomik Krizi yabancı sermaye yatırımları için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.Daha önce yabancı sermaye yatırımı yapan ülkeler bu yatırımlarını tasfiye etmeye yönelmişlerdir[7].
İkinci Dünya Savaşının patlak vermesiyle yabancı sermaye yatırımlarında yeni bir döneme girilmiştir. İkinci Dünya Savaşından önceki yıllarda yabancı sermaye yatırımları daha çok portföy yatırımları şeklindedir[8].Savaştan sonraki dönemde dolaysız yatırım şeklindeki yabancı özel sermaye yatırımları daha çok önem kazanmaya başlamıştır. Şüphesiz bu gelişmede, 1950’li yıllardan sonra dünya ekonomisinde giderek önemli bir güç teşkil etmeye başlayan ve dolaysız yabancı sermaye yatırımı niteliğinde olan çok uluslu şirketlerin rolü büyük olmaktadır[9].
İkinci Dünya Savaşından sonra gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabaları artmıştır. Bu ülkeler sanayileşmiş ülkelere hammadde sağlayıp çeşitli sanayi ürünleri ve sermaye malları ithal eder durumdan kurtulmanın yollarını aramaya başlamışlardır.İşte yabancı sermaye yatırımları, ihtiyaç içindeki gelişmekte olan ülkelerde, teşebbüs yeteneği, teknoloji, yönetim bilgisi ve pazarlama gibi sermaye kaynaklarının potansiyel bir kaynağı olarak kabul edilmiştir. Üçüncü Dünya Ülkeleri, sadece asgari düzenlemeler değil, vergi bağışıklıkları ve sübvansiyonlar gibi özel teşviklerle dış yatırımlar için misafirperver bir iklim sağlamaya gayret etmişlerdir[10]. Gelişmekte olan ülkelerin yabancı sermaye pragmatik bir şekilde yaklaşmalarının bir sonucu ve 1960’lardan sonra değişen dünya şartları, bu ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımlarının miktarını arttırmıştır. 1960 yılı itibariyle gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı sermaye miktarı 2 milyar dolar iken, 1982 yılında 10 milyar dolara yükselmiştir[11].
Sanayi devrimini gerçekleştirilen İngiltere’nin sömürgelerindeki yatırımları ile başlayan, A.B.D.’nin Birinci Dünya Savaşı sonrasında devreye girmesiyle artan yabancı sermaye, ülke ayrımı yapmaksızın bugün dünyanın her tarafında yatırımlarını gerçekleştirmektedir. Doğal olarak her ülke yabancı sermaye yatırımlarında aynı oranda pay alamamaktadır. Yabancı sermaye yatırım ve yatırımcılarının diğer ülkelerde yatırım yaparken göz önüne aldıkları çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler, milliyeti olmayan ve artık uluslar ötesi bir nitelik kazanmış olan yabancı sermaye yatırımlarının yönünü belirlemektedir.
Herkes gibi sermayedarlar da sermayelerini daima kazançlı buldukları yerlerde yatırmaya önem vermektedir. Müteşebbisin kar veya en yüksek kar dışında bir amacının olabileceğini düşünmek ekonominin ilkeleriyle bağdaşmaz. Ancak bunun yanında yabancı müteşebbislerin üzerinde durduğu diğer bir husus, yabancı memlekette elde edilen karın kendi ülkesine transfer edilebilmesidir. Kendi memleketine karını transfer edemeyen müteşebbis için yabancı memlekette yaptığı yatırım önemini kaybeder[12]. Esas amaç karlılık ve kar transferi olmakla birlikte yabancı sermayenin yatırımlarını yaparken dikkat ettiği başka hususlar da vardır. Bunları, ekonomik, siyasi, psikolojik, ahlaki ve moral değerler olarak sıralamak mümkündür. Esasen bu faktörler ana amaç olan karı ve kar transferini sağlayan ve yabancı sermayenin varlığının ve geleceğinin güvencesini belirleyen etkenler olarak değerlendirilmektedir. Bunları sırasıyla şöyle açıklamak mümkündür.
Günümüzde yabancı sermayenin gideceği ülkede aradığı ekonomik faktörlerin başında Pazar çekiciliğinin geldiği söylenebilir. Yabancı sermaye yatırımcısının ürettiği mala karşı diğer ülkedeki talep fazlalılığı, yabancı sermayeyi o ülkede yatırım yapmaya teşvik edecektir. Bütün yabancı sermaye yatırımlarını bu saikle açıklamak mümkündür. Pazar büyüklüğü, karını azamileştirmek isteyen müteşebbisin ilgisini çeken bir konu olmaktadır. Çünkü yatırımdan sağlanacak gelir pazarın genişliği ve üretilecek ürüne karşı olan talebin büyüklüğüne bağlı bulunmaktadır.
Diğer bir önemli faktör de tabii kaynakların bolluğu ve ucuzluğudur[13]. Aslında yabancı sermaye yatırımlarının, başlangıçta sadece ucuz ve bol doğal kaynakları işletmek ve ana şirkete hammadde temin etmek için yapıldığı bir gerçektir. Yer altı ve yerüstü kaynakları bakımından zengin, Petrol Üreten Ülkeler, Meksika, Filipinler, Nijerya, Peru gibi ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımları bunun en güzel örnekleridir
Bir başka önemli faktör de üretim faktörlerinin bolluğudur. Bunlar arasında en önemlisi de, ucuz işgücü temini kolaylığıdır. Bu şekildeki bölgeler, maliyetler açısından nisbi çekiciliğe sahiptirler. Kore, Hong Kong, Singapur ve Tayvan ucuz işgücü imkanları ile yabancı sermayeyi kendilerine çekmiş ülkelerdir.
Alt yapı tesislerinin yeterli düzeyde olması, para, kambiyo ve gümrük konularındaki serbestlikler de ayrı bir tercih nedeni olarak, bilhassa gelişmiş ülkeler arasındaki sermaye akımlarında etkili olmaktadır.
Ekonomik faktörler yabancı sermaye yatırımları için ana unsur olmakta, ancak diğer faktörler de bu ana aracı desteklemekte veya engellemektedirler.
Yabancı sermaye yatırımcısının en fazla dikkat ettiği konu yatırım yapacağı ülkenin ekonomik ve siyasi istikrara sahip olmasıdır. Yabancı sermaye firmaları, genel olarak bir devletin politik durumunun yatırım kararlarını etkilediğini söylemektedirler. Pek çok durumda şirketler istikrarsız politik ortama sahip olan ülkelerde yatırım veya tekrar yatırım yapmaktan sakınmaktadırlar[14].
Siyasi istikrar, ekonomik istikrarı da sağlayan bir unsur olduğundan yabancı sermaye yatırımlarını ayrıca etkilemektedir. Çünkü yabancı sermaye ilk önce, emniyet ve güven beklemektedir[15].
Yabancı sermaye yatırımlarında siyasi sayılabilecek bir diğer korku da, yabancı teşebbüsün karşılığı verilmeden millileştirilmesidir. Bu asırda Rusya’daki millileştirme, millileştirme hareketinin abidesi olmuştur. 1951 yılından sonra yabancılara ait mülklerin millileştirilmesi, İran, Mısır, Endonezya, Guatemala, Libya ve Küba’da gerçekleşmiştir[16]. Yaptığı yatırımların bir süre sonra millileştirilebileceği tehlikesi, yabancı sermayeye caydırıcı bir etki yapmaktadır.
Eğer bir memleketin politik durumu bir projenin uzun dönem yaşamasını riskli yaparsa, örneğin, muhtemel bir savaş, saldırı veya devletin yıkılması endişesi varsa, yabancı firmalar yatırım yapmakta son derece isteksiz davranacaklardır[17].
Bunlarla birlikte yabancı firmaların varolan rejimi veya politikaları beğenmemesi durumu, genellikle ticari beklentiler üstün görünürse ülke ile ticaret yapılmasını veya bu ülkeye yatırım yapılmasını engellemez. Angola, Mozambik ve Doğu Avrupa ülkeleri varolan sistemi beğenmemelerine rağmen yabancı sermayenin yatırım yaptıkları ülkelere örnek olarak gösterilebilir[18].
Demek ki, siyasi nedenler önemli olmakta, fakat ticari beklentiler büyük ise bu faktörler ihmal edilebilmektedir.
Psikolojik faktörler, yabancı sermaye yatırımlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Bu faktörler geçmişten gelen bir takım endişelerle gelecekten kötümser sonuçlar beklenmesine neden olmaktadır. Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesinde karşılaşılan en büyük engel de kanaatimizce budur. Nitekim Türkiye’deki yabancı sermaye yetkilileri de buna işaret etmişlerdir. Edgar poffet ve Arnold Hornfeld Türkiye için Avrupa’da daima çekinme olduğunu ve Viyana kapısında Türkler imajının hala şuur altında durduğunu belirtmişlerdir[19].
İdeolojik cereyanlarının yabancı sermaye konusundaki olumsuz kampanyaları da yabancı sermayeyi tedirgin etmektedir. Bu şirketler yatırım yapacakları ülkelerde halkın tepkisinden korktukları için bazı projelerini azaltmışlar veya terketmişlerdir. Kamuoyunun yabancı sermaye konusundaki düşüncesi firmalar için çok önemlidir[20]. Bütün gelişmekte olan ülkelerde görülen yabancı sermaye karşıtı düşünceler yeni yatırımlardaki risk oranlarını yükseltmekte, korku ve endişe içerisinde çalışan mevcutlarının da ülke ekonomisi ile entegrasyonuna engel olmaktadır.
Yabancı sermayeden en fazla yararlanan Yunanistan, Belçika, Japonya[21], İrlanda[22] gibi ülkelere baktığımızda bunların yabancı sermaye konusunda ön yargılı düşünceler taşımadığını görürüz. Psikolojik rahatlığa kavuşan yabancı sermayenin bu ülkelerin ekonomilerine yaptığı katkılarda çok büyük olmuştur.
Psikolojik faktörler yabancı sermaye yatırımcılarının yatırım kararlarını verirken veya alternatif ülkeleri değerlendirirken gözönünde tuttukları önemli etkenler olmaktadır.
Ülkenin sahip olduğu sosyal yapı, geleneksel özellikler, ahlaki ve moral değerlerin yabancı sermaye yatırımlarını etkilememesi gerekir. Bazı firmalar ahlaki ve moral düşüncelerini yatırım kararlarına girmemesi gerektiğini, ticari düşüncelerin hükmetmediğini belirtmişlerdir[23]. Ancak yabancı yatırımcıların kendilerini yabancı hissetmeyecekleri bir ortamda çalışmak istemeyi tercih edecekleri beklenmelidir. Halkını tanıdıkları, kültürüne yabancı olmadıkları, alışkanlıklarını ve tepkilerini bildikleri bir ülkede yatırım, üretim ve satış herhalde daha kolay ve daha alışverişlidir.
Ticari düşünceler ve karlılık ilk ve öncelikli tercih nedeni olmakla birlikte, sosyal, ahlaki ve moral değerlerdeki farklılıkların yabancı yatırım kararlarını etkilediğini düşünebiliriz. Mevzuat yönünden pek farklı olmamakla brlikte Batı ve Amerika kaynaklı sermayenin daha çok kendi aralarında yatırım yapmalarının bir nedeni bir faktördür.
Sosyal, ahlaki ve moral değerlerin, ticari düşüncelerin önüne geçmekle birlikte, yabancı yatırım kararlarında bir atken olduğunu belirtebiliriz.
Netice olarak, yabancı sermaye yatırımlarının başlangıcından beri değişmeyen bir karakteri vardır. O da yapıldığı ülkenin, siyasal, sosyal, ekonomik politikasında dengeli olmasıdır. Çünkü bu faktörler yatırımcı çok uluslu şirketin sadece satış hasılatı ve karını değil aynı zamanda uluslararası piyasalardaki ve özellikle gidilen ülkelerdeki varlığını ve bu varlığın devamını etkilemektedir[24]. Bu faktörlere ilave olarak, bürokratik engeller, koordinasyon eksikliği, yetki dağınıklığı, spekülatif haberler, çift vergileme sorunu, mevzuattaki aksaklıklar, sermaye piyasasının gelişmemiş olması, bölge ülkelerinin alternatif cazibeleri, kambiyo mevzuatındaki yetersizlikler, kar transferindeki zorluklar[25] sayılabilmekle birlikte bunlar ana nedenler olmamaktadır. Yabancı sermayenin gelmesi için teknik detay önemli değildir[26]. Ekonomik, siyasi, psikolojik ve moral değerler konusundaki istikrar, güvence ve yakınlaşmalar bir ülkenin yabancı yatırımcılar için çekiciliğini arttırmaktadır.
Yabancı sermaye yatırımları ekonomistlerce uluslararası bir kapital hareketi olarak düşünülürdü. Ancak yabancı sermaye yatırımları sermaye yanında, yönetim bilgisi ve teknoloji transferini de beraberinde getirdiğinden diğer kapital hareketleri türünden farklılık göstermektedir. Yabancı sermaye bir kapital hareketi sayılabilirse de bundan daha fazla bir şeydir[27].
Yabancı sermayenin gittiği ülkeler üzerindeki rolü, uzun tartışmalara yol açmış bir konudur. Bağımsızlık hareketleri ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Üçüncü Dünya Ülkelerindeki ekonomik ve sosyal değişme çabaları ile bu tartışmalar şiddetlenmiştir. Bugün bile yabancı sermaye yatırımları daha kompleks ve farklılaştırılmış olduğu halde bu tartışmalar bitmemiştir[28].
Yabancı sermayenin yatırım yaptığı ülke üzerindeki etkileri, çok çeşitli şekillerde ifade edilebilirse de, biz bunları Tasarruf ve Yatırım, Teknoloji ve Yönetim Bilgisi, İstihdam, Ödemeler Dengesi, Uluslar arası İlişkiler ve Diğer Etkiler başlıkları altında inceleyeceğiz.
Ülkelerin refaha ulaşmalarının ölçütü olarak fert başına düşen milli gelir kullanılmaktadır. Fert başına düşen mili gelir, reel olarak arttıkça ülke refahının da arttığı kabul edilir. Fert başına milli gelirin arttırılması üretim kapasitesinin genişletilmesiyle, bu da her yıl bir öncekine oranla yatırımların arttırılması ile mümkün olmaktadır. Bunun anlamı ekonomide her yıl yaratılan toplam kaynakların belli bir kısmının tüketilmeyerek yatırımlara ayrılması demektir. Bu yatırımlara ayrılan kısım ekonominin gerçek tasarruflarını oluşturur.
Toplam yurtiçi tasarruflar iki yolla artabilir. Bunlardan birincisi, özel tasarrufların arttırılması; ikincisi ise kamu tasarruflarının arttırılmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerin handikabı buradadır. Çünkü bu ülkelerde fert başına gelir düşüktür. Düşük gelir düzeylerinde marjinal tasarruf eğilimi de düşüktür. Bu nedenle artan gelir artan nüfus tarafından emilmekte ve tasarruflar önemli ölçüde artmamaktadır. Teşebbüs tasarrufları ise kısa sürede olağanüstü sonuçlar verememektedir. Kamu tasarrufları, kamu tüketiminin, hızlı nüfus artışı, eğitim, sağlık, tarım ve savunma harcamaları nedeniyle artması; vergi gelirlerinin, vergi kaçakçılığı nedeniyle arttırılmaması sonucu yeterli düzeye ulaşamamaktadır[29]. Bunun yanında gelişmekte olan ülkelerde tasarruf düzeyinin hızla yükselmesini engelleyen yapısal ve kurumsal faktörler vardır[30].
Öte yandan, bir memleketin kalkınması için sanayide ilerlemesi, bunun için de makine, alet, teçhizat ve tesisata yeni sermayeye ihtiyacı vardır[31]. Gelişmekte olan ülkelerin hızlı bir kaıkınma çabasına ve “take-off”a geçebilmesi her şeyden önce bu tasarruflarla yapılacak yatırım miktarının artmasına bağlı olmaktadır[32].
Gelişmekte olan ülkeler geri kalmışlık kısır döngüsünü kırabilmek için yatırımlarını arttırmak zorundadırlar. Yatırımlarını arttırmak için gerekli tasarruf birikiminden ise yoksundurlar. Bu ülkelerin kalkınma süreçlerinde karşı karşıya bulundukları bu tasarruf – yatırım darboğazı veya sermaye yetersizliği bir ölçüde dışarıdan ülkeye yapılacak tasarruflar ile ortadan kaldırılabilir. Diğer bir deyişle yabancı sermaye iç tasarruf darboğazını genişletmek için kullanılabilecek önemli bir kaynaktır[33]. Bu sermaye yetersizliğini hibe veya dış borç temini ile gidermek düşünülebilir. Ancak, ülke bakımından, hibenin politik, dış borçların da ekonomik sonuçları bu tür sermaye transferlerini yabancı sermayeye göre daha az çekici yapmaktadır.
Teknolojinin ne olduğunu tanımlamak ve ölçmek zordur. Buna endüstriyel bilgi stoku veya bilimsel teori ve kanunların endüstriye uyumu diyebiliriz[34]. Daha geniş anlamda teknoloji; insan ve doğa, insan ve insan hakkındaki bilimsel bilgilerin belli amaçları gerçekleştirmek üzere oluşturulan tüm amaçlarını kapsamaktadır. Böylece teknolojinin işlevi, insanların mevcut yeteneklerinden en iyi tarzda yararlanmak ve mevcut olmayan yetenekleri ve bazı yetersizlikleri ikame ederek, insanı, iktisadi unsurlar arasında egemen güç haline getirmektir[35].
Sınai yatırımların konu bakımından çeşitlenmesi, yatırımların büyüklük kazanması, harcıalem tüketim mallarından aramalı ve yatırım malları üretimine geçiş, ihracat olanakları ve zorunlulukları, iç ve dış piyasalardaki rekabet nedeniyle kalite maliyet unsurlarının ön plana çıkması, sanayi kesiminde teknolojinin önemini arttırmıştır. Bu önem sanayinin gelişmesine paralel olarak gittikçe de artmaktadır[36].
Teknolojik ilerleme ve gelişme ise, büyük çapta araştırma ve geliştirme harcamalarını gerektirmektedir. Bu nedenle teknolojik yenilikler çok uluslu ve uluslar ötesi şirketler tarafından yapılmaktadır[37]. Gelişmekte olan ülkelerin ileri sanayi ülkeleri ve çok uluslu şirketlerin elinde olan bu teknolojik avantajı ülkelerine çekebilmesi iki yolla mümkün olmaktadır[38].
1) Teknik bilginin lisans anlaşmaları, teknik yayımlar, ticaret resmi teknik yardım programları ve diğer haberleşme araçları ile,
2) Özellikle yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirilen doğrudan yatırımlar sayesinde yatırım yapılan ülkeye yeniliğin bizzat şirket tarafından getirilmesi ile.
Birinci yolla teknoloji ithali ülkelere daha pahalıya mal olmakta, geçmişte ülkelerin bu şekilde dışarıya ödedikleri meblağ 1,5 milyar dolara ulaşmış ve bu ülkelere giden yabancı sermayenin yarısından fazlasını oluşturmuş bulunmaktadır[39].
Bu durumda ciddi yabancı sermaye yatırımları ileri teknolojinin transferi konusunda önemli bir kanal olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni üretim konularında, ekonomik büyüklükte sanayi yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve üretimlerinin sürdürülmesinde, dünya ülkelerinde mevcut en ileri teknolojinin transferi ve teknolojik gelişmelerin sürekli olarak uygulanması ve ülkeye aktarılmasında yabancı sermaye olanaklarından geniş ölçüde yararlanmak mümkündür[40].
Yabancı sermaye yatırımlarının gittikleri ülkelere geri teknolojilerini götürdüğü ve çok uluslu şirketler aracılığı ile teknolojinin transfer edilemeyeceği[41] söylenmesine rağmen bu transferin ve teknolojik gelişmenin gelişmekte olan ülkelerce nasıl elde edilebileceği konusunda tutarlı öneriler getirilememektedir. Ve genelde yabancı sermayeli şirketlerin uluslararasında yeni teknolojilerin yayılmasına katkıda bulunduğu, üretimin gerektirdiği teknolojiyi, üretim yaptıkları ülkeye getirmek zorunda oldukları belirtilmektedir[42]. Ancak bu konuda yabancı sermaye yatırımlarının yapıldığı ülke idarecilerinin de aktif ve basiretli bir tutum izlemesi gerekli olmaktadır.
Yatırım yapan yabancı sermayeli kuruluşlar yabancı sermayeli kuruluşlar ve teknik bilgi ile birlikte çoğunlukla yönetici ve üst seviyede teknisyen niteliğindeki personeli de yatırım yapılan ülkeye getirmektedir[43]. Gelişmekte olan ülke açısından yabancı sermayenin esas katkısı bu noktada olmaktadır. Bu ülkelerdeki müteşebbisler yapmayı bilmedikleri bazı şeyleri onlarla beraber iş yaparak onlardan öğrenmektedir[44]. Yabancı sermaye bankacılık, ihracat, üretim ve teknoloji konusundaki yönetim ve işletmecilik bilgisini de yaygınlaştırmaktadır. Çünkü sadece teknolojinin transferi yeterli olmamakta bu teknolojinin ülke şartlarına adaptasyonu ve uygulanacak teknik ve idari kadronun yetiştirilmesi de önem taşımaktadır. Yabancı sermayenin bu konuda da yardımları olmaktadır[45].
Yabancı sermayeli kuruluşların teknoloji transferi ve yönetim bilgisi etkisini sadece doğrudan etki şeklinde sınırlandırmamak gerekmektedir. Çoğu defa yabancı sermaye ile gelen teknoloji milli kuruluşlarca öğrenilerek üretime uygulanmakta[46] yönetim ve işletmecilik bilgileri de yerli müteşebbislere rehberlik etmektedir.
Yabancı sermaye ile birlikte, üst düzey yöneticileri de yatırım yapılan ülkeye gitmekte, ancak gerekli diğer işgücü yerli kaynaklardan karşılanmaktadır. Büyük bir işsiz potansiyeline sahip azgelişmiş ülkeler açısından, bu işsizliği giderecek yatırımların kendi kaynakları ile gerçekleştirecek imkanlar yetersiz olduğundan, yabancı sermaye yatırımları istihdam açısından elverişli bir durum yaratmaktadır. Bunun örnekleri vardır. İrlanda’da 1960 ve 1982 yılları arasında yapılan yabancı sermaye yatırımları 82.000 İrlanda’lıya iş imkanı sağlamıştır[47].
Aksi halde, sanayileşmiş ülkelere doğru bir emek göçüne taraftar olmak gerekir. Oysa sanayileşmiş ülkelerin bugün buna razı olmadıkları gözlenmektedir. Razı olsalar bile, bu durumun toplumsal ve kültürel açıdan her iki ülke için bir çok sakıncaları beraberinde getirdiği bir gerçektir. En azından bir ülkenin kendi vatandaşını dışarıda iş arayacak durumda bırakması egemenlik adına sıkıntı vericidir.
Yabancı sermaye yatırımlarının ödemeler dengesi üzerindeki etkileri konusunda çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Önce, yabancı sermaye yatırımcısının ülkeye ilk gelişinde bir defaya mahsus olarak getirdiği yatırım sermayesi ödemeler dengesi üzerinde olumlu8 etki yapar, ancak bu geçici bir durumdur. Çünkü, bu şirket üretimini durdurduğunda getirdiği sermayeyi dışarıya çıkaracaktır. Ayrıca yabancı sermayeli şirketin üretim faktörleri ve ara malları ithalatı, ödemeler dengesini olumsuz olarak etkileyecektir[48].
Bunun yanında yabancı sermayenin ödemeler dengesine olumlu katkıları olacağı da belirtilmektedir[49]. Bu etki yabancı sermayeli şirketlerin ihracat olanaklarının fazla olması ile orantılıdır. Uluslararası piyasalardaki etkinlikleri ile yabancı sermayeli şirketler ülke ihracatının artmasını sağlamaktadırlar. Bu suretle ödemeler dengesi üzerinde kar transferinden doğan olumsuzluğun da etkilerini azaltmaktadırlar. Yabancı sermayeli şirketler, kendileri ihracat yapmasalar bile üretim kapasitesini arttırarak yerli müteşebbisi ihracata zorlamaktadırlar ki, bu daha çok tercih edilen bir durumdur.
Özetle, yabancı sermayeli şirketler kar transferi, yatırım ve ara malı ithali ile ödemeler bilançosuna yaptıkları olumsuz etkileri, üretim kapasitesi ve ihracattaki kabiliyetleri ile giderebilme özelliğine sahip bulunmaktadırlar. Ayrıca sağladıkları ithal ikamesi ile de döviz kazandırıcı işlev görmektedirler[50].
Günümüzde teknolojik gelişme ve iletişim araçlarında meydana gelen değişmelerle dünya önemli ölçüde küçülmüş, sermaye akımları hızlanmış ve ekonomik olaylar hemen herkes tarafından dikkatle izlenmeye başlanmıştır[51]. Aynı zamanda ekonomi, en etkili güç haline gelmiştir. Yabancı sermayeyi gerçekleştiren çok uluslu firmaların dünya üzerindeki nüfusu ise inkar edilememektedir. İşte bu ekonomik gücün bir ülke konusundaki fikir ve telkinleri, o ülkenin uluslararası ilişkilerinde kolaylıkların doğmasını sağlamaktadır. Ülkemiz tanıtımına büyük katkısı olan “Muhteşem Süleyman” sergisinin A.B.D.’de gerçekleşmesinde Türkiye’de yatırımları olan bir çok uluslu firmanın rolü bilinmektedir. Yakın zamanda yine ülkemiz hakkındaki hoşnutlukları yaygınlaştıran Türkiye – Yunanistan diyalogunun arkasında da “Dünya Ekonomik Forumu Başkanı” bulunmaktadır. Görüldüğü gibi uluslararası ilişkiler üzerinde ekonomik hadiselerin büyük etkisi olmakta, yabancı sermaye kuruluşları ise uluslararası alandaki etkinlikleri ile bu konuda önemli sonuçlar sağlamaktadırlar.
Bunun yanında özellikle Türkiye açısından önem taşıyan başka bir konu da, Avrupa Topluluğu (AT)’a tam üyeliktir. Bilindiği gibi 1963 yılında imzalanan ve 1964’te yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin AT’a girme teşebbüsü kabul edilmiştir. Bu kabulden yaklaşık 24 yıl sonra da 14 Nisan 1987’de AT’a tam üyelik için başvurulmuş ve başvuru değerlendirmeye alınmıştır.
Türkiye’nin AT’a üyeliği konusundaki başvurusu yabancı sermaye konusunda bir takım taahhütlerini de beraberinde getirmiştir. Ankara Anlaşması temel koşul olarak yabancı sermaye hareketlerinin kolaylaştırılmasını öngörmektedir. Katma Protokolde, Türkiye, AT kökenli yabancı sermayeye tanıdığı rejimi kolaylaştırma taahhüdünde bulunmuştur[52].
Taahhütler bir yana ilerideki tarihler Türkiye’nin A.T. ile bütünleşmesi söz konusudur. Oysa A.T. ülkeleri ve Türkiye’nin ekonomik yapıları karşılaştırıldığında kişi başına yatırım seviyesinin A.T. da daha yüksek, firma ölçeğinin daha büyük, işgücünün eğitim düzeyinin çok daha yüksek, bilimsel çalışma ve teknolojinin kıyas kabul edilmeyecek derecede ileri ve ilerlemekte olduğu, buna karşılık fiyat artışlarının çok daha düşük oranlarda kaldığı görülmektedir[53]. Tam üyelik gerçekleştiğinde ise emek gibi sermaye faktörü de serbestçe dolaşabilecektir. A.T.’ın sanayi ve ileri rekabet gücü karşısında gerileyip kayıplara uğramamak için sanayi ve hizmetler sektöründeki hazırlıklara başlamak, ileri teknolojiyi kullanmak, verimliliği arttırmak, dünya rekabetine açılmak, kaynakları en rasyonel biçimde kullanmak ve uzun vadeli düşünmek gibi vecibeleri yerine getirmemiz gerekmektedir[54]. İşte bu vecibelerin yerine getirilmesini sağlayacak ve ileride tamamen kapılarımızı açtığımızda Türk Sanayi ve müteşebbisini bozgundan kurtaracak ve dış dünya ile entegrasyonu yavaş yavaş sağlayacak olan yabancı sermaye yatırımlarıdır.
Ayrıca yabancı sermaye yatırımları A.T. ile olan bütünleşmeye önemli ölçüde katkı yapacaktır[55]. Tam üyelik halinde tamamıyla serbest olacak yabancı sermayenin, hazırlık aşamasında ülke ekonomisinde değişik alanlarda faaliyet göstermesi yerli sanayiyi rekabete iterek onların da üretim ve teknoloji düzeylerini yükseltmelerine neden olacaktır. Bu sürecin hızlanması ise bütünleşmeyi kolaylaştıracaktır. Nitekim Yunanistan’a gelen yabancı sermaye miktarı ve yabancı sermayeli kuruluş sayısının süratle artması, Yunan ekonomisisin A.T.’a tam üye olmasında çok büyük katkıda bulunmuştur[56]. Tercihini A.T.’a tam üyelik yönünde yapmış bir ülkenin yabancı sermaye girişlerini kolaylaştırması ve teşvik etmesi beklenmelidir. Bu hem tam üyeliği gerçekleştirmek, hem de entegre olduğunda erimemek için gereklidir.
F – DİĞER ETKİLER
Yabancı sermayenin olumlu ve olumsuz daha bir çok etkilerini ayrı ayrı sıralamak mümkündür[57]. Yabancı sermayeli şirketlerin uluslararası özel mülkiyete dayanan serbest rekabet düzenini, gittiği ülkede bir temel düzen olarak kabul edip, yürürlükte bırakılmasını sağlamak için çaba gösterecekleri[58] bunlardan önem taşıyanıdır. Yabancı sermayeye değer yargılı bakmanın gerisinde yatan sebepte bu olsa gerektir. Ayrıca yabancı sermaye sosyo-kültürel kurum ve değerleri çağdaş yönde olmak üzere değiştirmektedir[59].
Olumlu ve olumsuz etkilerin sayısını çoğaltmak ve bunlara bir takım deliller de bulmak mümkündür. Ancak mevcut koşullar altında zengin ülkeler ile pek çok fakir ülke arasındaki büyüyen eşitsizliği yenebilmenin sadece iki yolu vardır. Ya işsizlik ve istihdam durumundaki gelişmekte olan ülkelerden sanayileşmiş olanlara doğru bir emek hareketi veya endüstrileşmiş olanlardan gelişmekte olanlara doğru bir sermaye ve işletmecilik hareketi. Başka bir alternatifi yoktur. Uzun dönemde birinci yaklaşım, endüstrileşmiş ülkelerde bir yabancı düşmanlığının patlaması sonucunu verecektir. İkinci yaklaşım ise, insaniyet perverliğimiz, menfaatlerimiz, gelecek hakkındaki beklentilerimiz ve huzurumuz için tutarlı bir seçenektir[60]. Bu seçeneği iyi değerlendirmek ve yabancı sermayeden en çok faydayı sağlamaya çalışmak gerekmektedir.
V- DÜNYA’DA ve TÜRKİYE’DE YABANCI
SERMAYE YATIRIMLARI
Ekonomik sistemler ne olursa olsun yabancı sermayeden istifade edebilmek için dünya ülkeleri arasında gözle görülür bir yarış mevcuttur[61]. Bunun sebebi, yabancı sermayenin bu ülkelerin ekonomilerine sağlamış olduğu sermaye, teknoloji, modern teknik bilgi, yönetim becerisi, pazarlama ve ihracat imkanı gibi yararlardır[62].
Bu düşünceler yabancı sermaye yatırımların dünyanın her tarafına yaymıştır. Dünyanın çeşitli ülkeleri ve Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımlarının durumunu aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.
A – DÜNYA’DA YABANCI SERMAYE
YATIRIMLARI
Günümüzde, bir yandan çok uluslu şirketlerin emperyalizmin yeni bir arası olduğu ileri sürülürken; diğer yandan hemen bütün ülkelerin yabancı sermye peşinde koşmaları dikkat çekmektedir[63]. Bu ülkelerin içinde, gelişmekte olan ülkeler ile birlikte, sosyalist ülkeler ve gelişmiş sanayi ülkeleri de vardır. Sanıldığının aksine yabancı sermaye yatırımları gelişmekte olan ülkelerden çok gelişmiş ülkeleri seçmektedirler[64].
Kalkınma için sermaye sıkıntısı çekmeyen gelişmiş ülkeler dahi birbirleriyle rekabet ederek yabancı sermayeyi ülkelerine çekmek için ayrı bir gayret göstermektedirler. Örnek olarak Kanada’nın, Fransız firması Michelin’i ülkesine çekebilmek için bu firmaya yaptığı hibe gösterilebilir[65]. Ayrıca Japonya’nın bugünkü gelişme sanayileşme seviyesinde yabancı sermaye yatırımlarının büyük bir rolü vardır. Yunanistan, Belçika, Avusturya[66] ve İrlanda[67] da gelişme ve kalkınmasında yabancı sermayeden akıllıca faydalanmasını bilmiş ülkelerdir.
Doğu Avrupa ülkeleri de batıdan ülkelerine yabancı sermaye çekme yarışındadırlar. Bu arada Sovyet Rusya ve Çin gibi sosyalist ülkeler dahi bu konudaki kararlarını vererek uygulamaya geçmişlerdir. Bir zamanlar batıdan kredi bile almaktan kaçınan Çin, şimdi batı ülkeleri ile ortak yatırımlara ve girişimlere başlamıştır. Savunma sanayinde bile dışa ve dış sermayeye ağırlık vermektedir. Inter Continental Grubu, Exxon, Union, Philips Gulf, Penzoil ve Coca-Cola gibi firmalar artık Çin’de faaliyet göstermektedir[68]. Sovyet Rusya ise Pepsi Cola, Fiat, Volvo, Mercedes-Benz gibi yabancı sermayeli firmalara kapılarını açmıştır. Yugoslavya, Romanya, Polonya ve Çekoslovakya’da yabancı sermayeli ülkelerine çekme konusunda en fazla gayret gösteren doğu bloku ülkelerdir[69]. Bu ülkelerin, hem de savunmalarına kadar uzanan olanlarda yabancı sermayeye açılmaları gerek ekonomik yönden, gerekse ideolojik yönden son derece ilginçtir[70]. Demek tabular yakılmakta, yabancı sermayenin ülke ekonomisine sağladığı yararlar artık kabul edilmektedir.
Gelişmiş olan ülkeler de yabancı sermaye yatırımlarından en fazla yararlanabilmenin faaliyeti içindedirler. 1970’li yıllarda gelişmekte olan ülkelerin hızla kalkınmalarının nedenlerinden biri de yabancı sermayeden yararlanma olanakları olmuştur. Yabancı sermaye konusunda hem sanayileşmiş ülkelerin, hem de gelişmekte olan ülkelerin tutumlarındaki lehte değişiklikler sonucu, bu ülkelerin yabancı sermaye yatırımları hızla artmıştır. Söz konusu ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımı 1960’da 2 milyar dolar iken, 1979’da 13 milyar dolara yükselmiştir[71]. Ek Tablo 1’de görüldüğü gibi, 1973-1983 döneminde gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımları yıllık % 11,55 oranında büyüyerek toplam 200 milyar doları geçmiştir. Bu artışlardan en büyük payı da 24,6 milyar $’la Singapur almışlardır. Türkiye’de bu dönemdeki yabancı sermaye yatırımı stokundaki yıllık artış % 11,6’dır.
B – TÜRKİYE’DE YABANCI SERMAYE
YATIRIMLARI
Belirtildiği gibi Türkiye yabancı sermayeden fazlaca faydalanan ülkeler arasında değildir. Kaynakları, kapasitesi ve ihtiyaçları yabancı sermayeyi gerektirmekle birlikte bu konuda yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu durum biraz da geçmiş tecrübelerden kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımları aşağıdaki başlıklar altında incelenecektir.
1- Türkiye’de Yabancı Sermaye
Yatırımlarının Tarihi Gelişimi
Türkler yabancı sermaye diye bir konunun varlığından 1838 Ticaret Anlaşmasından sonra haberdar olmuşlardır. Kapitülasyonlar, Dış Borçlar, Duyun-u Umumiye, Osmanlı İmparatorluğu’nda yabancı sermaye konusundaki gelişmelerin işaret taşlarıdır. Türkiye’de yabancı sermaye yatırımlarının böyle kötü ir geçmişi olduğundan uzun süre dış kaynaklara el atmak cesareti gösterilememiştir[72]. 1954 yılına kadar geçen sürede yabancı sermaye ve yabancı sermayeli şirketler konusunda yasal bazı düzenlemeler getirilmiştir. Bunlar 1947 yılında Türk Parasını Kıymetini Koruma Yasasına ilişkin olarak çıkarılan 13 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 1950 yılında 5583 sayılı yasa, 1951 yılında 5821 sayılı yasa’dır. Ancak Türkiye’de yabancı sermayenin gerçek anlamıyla teşvikinin 18.1.1954 tarihinde kabul edilen 6224 sayılı Özel Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası ile başladığı söylenebilir[73]. 24 Ocak 1980’de yayınlanan 8/168 sayıl Yabancı Sermaye Çerçeve Kararnamesi ise bir mevzuat değişikliği olmakla birlikte köklü, süratli ve akılcı çözümleri bünyesinde bulundurmaktadır[74].
2- Türkiye’nin Yabancı Sermaye
İhtiyacı
Türkiye, geniş toprakaltı ve topraküstü kaynaklara sahiptir. 51 milyonu aşkın büyük bir nüfusu, çalışkan, yetişmiş elemanları ve işgücü vardır. Kalkınmak ve sanayileşmek kararını uzun yıllar önce almış ve bu konuda çok şeyler başarmıştır. Türkiye’de eksik olan şeylerin başında teknoloji, sermaye ve yönetim bilgisi gelmektedir. Bu unsurlar ise sınırlarının dışındadır. Daha önce gördüğümüz gibi kalkınmak sanayileşmek isteyen hatta sanayileşmiş ülkeler daha bu kaynakları kullanmaktadır[75]. Oysa Türkiye bugüne kadar yabancı sermaye konusunda pasif bir uygulama içinde olmuş sadece gelen yabancı sermaye taleplerini kabul veya red ile yetinmiştir[76].
3- Türkiye’ye Yabancı Sermayenin
Gelmeyiş Nedenleri ve Gelişmeler
Türkiye’ye az miktarda yabancı sermaye girişinin, bizim yabancı sermayeye olumsuz yaklaşmamız yanında bir başka sebebi de, Türkiye’deki siyasi istikrarsızlıklar dolayısı ile yabancı sermayenin aradığı güvenliği yeteri kadar bulamamasıdır[77]. 1980 yılından sonra yabancı sermaye yatırımlarının seyri değişmiştir. İç politikada istikrarın sağlanması ve ekonomik krizin atlatılmasında gösterilen ilerleme ile ekonomik reformları devam ettirmedeki kararlı tutum, yabancı yatırımcıların Türk ekonomisine olan güvenini arttırmıştır[78]. 1954 yılından 1980 yılına kadar Türkiye’ye giren toplam yabancı sermaye miktarı 200 milyon dolar civarında iken[79] bu miktar, 1983 yıl sonu itibariyle 1,2 milyar doları bulmuştur[80]. 1986 yılı sonu itibariyle Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımlarının durumunu ekli Tablo:2 ve 3’te ayrıntılı olarak görmek mümkündür. Bu duruma göre 1986 yılı sonu itibariyle Türkiye’de yabancı sermayeli firma sayısı 610, yabancı sermaye toplamı 302,9 milyar TL.’dir. Sırası ile B.Almanya, İsviçre ve A.B.D. kaynaklı yabancı sermaye yatırımları ön sıralarda yer almaktadır. En fazla yatırım ise yine sırası ile Bankacılık, Gıda, İçki, Kimya, Elektrik, Elektronik, Taşıt Araçları imal sektörlerindedir. Ama yine de ülkeye taze yabancı sermaye girdiği, teknolojik gelişmelere imkan verdiği, ihracatta artış sağladığı söylenemez. Çünkü, Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesi konusunda sağlanan bütün ilerlemelere rağmen henüz tam bir güven sağlamış değildir. Yıllardan beri yabancı sermayeye karşı sürdürülen güvensizliğin, bürokratik engellemeler ile uygulanan istikrarsız politikaların izlerini silmek kolay olmamaktadır[81]. Nitekim 1983 yılı sonu itibariyle petrol üreticisi olmayan gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı sermaye stoku içerisinde Türkiye’ye gelmiş yabancı sermayenin payı %1 civarındadır. Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımları Dünya’daki yabancı sermaye stokunun yaklaşık %0,33’ünü oluşturmaktadır[82].
Ancak, Türkiye tercihlerini ortaya koymuştur. Bu tercihler şunlardır:
- Başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M.K.Atatürk’ün yabancı sermaye konusundaki yol gösterici yaklaşımları gelir. Türkiye I. İktisat Kongresi’nde Atatürk şöyle demiştir; “Ekonomi alanında düşünür ve konuşurken zannolunmasınki yabancı sermayeye düşmanız. Hayır. Bizim memleketimiz geniştir. Çok emek ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Kanunlarımıza uymak koşulu ile yabancı sermayeye gerekli güvenceyi vermeye her zaman hazırız. Yabancı sermaye bizim emeğimize katkıda bulunsun ve bizimle onlar için yararlı sonuçlar versin.”
- T.C. Anayasası teşebbüs hürriyetini ve karma ekonomi ilkesini benimsemiştir.
- Türkiye kapalı bir ekonomi politikasının karşıtı olan bir çaba içindedir. A.T. ile bütünleşme yolunda taahhütlere girmiştir. Bu taahhütleri, emeğin, sermayenin serbest dolaşımı aşamalarını kapsamaktadır.
- Türkiye yabancı sermaye yatırımlarını esas itibariyle arzulamaktadır. Bu nedenle liberal bir yabancı sermaye kanunu uygulamaktadır.
Bu şartlar altında Türkiye yabancı sermaye yatırımlarına hayır diyemeyeceği gibi[83], bu konudaki pürüzleri ortadan kaldırarak yabancı sermaye yatırımlardan daha çok istifade etmenin yollarını aramak, yabancı sermayeyi çekme yarışında dünyanın diğer ülkelerinden geri kalmamak zorundadır.
VI- YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI VE
BEKLENTİLER
Yabancı sermaye yatırımları denilince, hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımları daha çok A.B.D. tarafından yapıldığından, akla A.B.D. gelmekte ve yabancı sermayeye karşı yapılan hareketler A.B.D.’ye karşı yapılmaktadır. Yabancı sermaye yatırımları sömürgecilik veya Batı emperyalizmi olarak vasıflandırılmaktadır. Ülkemizde de bu görüşleri ve kapitülasyonlardan gelen endişeleri görmek mümkündür[84]. Ancak yabancı sermaye son yıllarda kaynak değiştirmiş, Batı Almanya ve Japonya’nın diğer ülkelere yaptıkları yatırımlar çok hızlı bir büyüme göstererek A.B.D. ve İngiltere’nin bu yatırımlardaki nispi önemini azaltmıştır[85]. Bu nedenle yabancı sermaye ile A.B.D. düşmanlığını birbirinden ayırmak gerekmektedir.
Yabancı sermayenin hiçbir zaman bir ülkeye yardım için veya o ülkeyi kalkındırmak amacıyla değil, sırf çıkarlarını maksimize etmek için geldiği ve yabancı sermaye ile olan ilişkinin “Karşılıklı Çıkar” ilişkisi olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu açıdan konuya yaklaşıldığında yabancı sermaye ile ilgili ülkenin karşılıklı çıkar dengesinin iyi kurulması icap eder[86]. Bu durumda yabancı sermayeyi sömürü olarak vasıflandıran görüş de mübalağalıdır. Yabancı sermaye yaptığı faaliyet neticesinden kendisi faydalandığı gibi, bulunduğu memleketi de faydalandıracaktır. Aslında yabancı sermaye ne iyi, ne de kötüdür. Yabancı sermaye ekonomik bir araçtır. Ve bu aracın milli menfaatlere en uygun bir şekilde kullanılması memleket idarecilerinin elindedir[87]. Yabancı sermaye sadece götürdüğü ile değil, aynı zamanda getirdikleri ile, diğer bir deyimle ülke ekonomisine yaptığı ve yapacağı katkılarla birlikte değerlendirilmelidir[88]. Eğer yabancı sermayenin kar amaçları ile ülkenin gelişme amaçlarını bağdaştırabilecek bir kontrol sağlanabilirse ve getirdiği teknolojiden sanayiye hakim olmadan yararlanma olanağı bulunabilirse sırf yabancı olduğu için yabancı sermayeyi reddetmek anlamsız olur[89].
Uluslararası alanda yabancı sermayeye olan talep yıldan yıla artmaktadır. Bunun sonunda çeşitli ülkeler zaten kıt olan sermayeyi kendilerine çekebilmek için birbirleriyle rekabet etmektedirler. Vergi iadesi, karların tam transferi, millileştirmeye karşı garanti gibi tedbirler bu ülkelerin başvurdukları usuller arasındadır[90]. Buna rağmen yabancı yatırımcıların gelişmekte olan ülkelerce sağlanan özendirici önlemlerden etkilenmesi uzun bir sürede sözkonusu olabilecektir. 30’lar grubu tarafından yapılan bir çalışmaya göre çok uluslu şirketlerin diğer ülkelere yapacakları yatırımların 1987 yılına kadar yıllık %30 oranında artacağı fakat bu artışın büyük kısmının yine gelişmiş ülkelerde gerçekleştirileceği belirtilmektedir. Dünya Bankası da petrol üreticisi olmayan ülkelere yönelik yabancı sermaye yatırımlarının 1986-1990 döneminde reel olarak yılda %5 oranında artış göstereceğini tahmin etmektedir[91].
Bir yandan D.İ.E.’nün 1986 yılı Ağustos verilerine göre Türkiye’de toplam 2 milyon 880 bin işgücü fazlası vardır. 1985 itibariyle nüfus artış hızımız 2,66’dır. İşsizlere ve artan nüfusa iş sağlamak için yatırım yapmaya ihtiyacımız vardır. Diğer yandan, Türkiye’de kurulu olan yatırımlar yurtiçi pazarın çok hızlı bir şekilde büyüdüğüne işaret etmektedir. Türkiye’nin çok bereketli kısmen henüz keşfedilmemiş hammadde kaynaklarına sahip olduğu belirtilmektedir. Coğrafi konum itibariyle Batı Avrupa ile Ortadoğu Pazarları arasında doğal bir köprü oluşturmakta, bu ülkelerle yakınlığa ve iyi ekonomik ilişkilere sahip bulunmaktadır. Yüksek büyüme hızına ve satın alma gücüne sahip Arap ülkeleri pazarlarına giriş için optimal bir bölgede bulunmaktadır. İşgücü her ne kadar ucuz değilse de büyük ölçüde iyi eğitim görmüş ve tecrübe kazanmış yönetici ve nitelikli işgücüne sahip bulunmaktadır[92]. Bütün bu nedenlerle de yabancı sermaye yatırımları için cazip bir konumdadır. Diğer gelişmekte olan ülkelerde de durum bundan farklı değildir. Sanayileşmiş ülkelerde sermaye boldur ve karlı yatırım alanları aramaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise işsizlik yüksek boyutlardadır. Yardımlara hayati derecede ihtiyaç vardır.
İşte ülkenin yatırım ihtiyaçları ile yabancı sermaye için caziplik avantajlarını iyi değerlendirmek gerekir. Yabancı sermaye ülkeyi sömürür endişesinden kurtulup, akılcı yöntemlerle ve bilinçli bir ekonomi politikası ile yabancı sermayeden faydalanmak konusu düşünülmeli ve programlanmalıdır[93]. Yabancı sermayenin gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınması üzerindeki etkileri incelenirken varılan sonuç, bu yatırımların ilgili ülkelerin ekonomilerinin bir parçası haline gelebildiği, yani bu ilk yatırım bir takım tamamlayıcı yurt içi yatırımları teşvik ettiği ve dolayısı ile yurt içi tasarrufların mobilize olmasını kolaylaştırdığı takdirde yararlı olabileceği[94] şeklindedir. Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olan, kendi kalkınması üzerinde yabancı sermaye yatırımlarının etkisini arttırmak için aktif bir politika izlenmesidir. Aktif uygulamada esas olan ise, yetkililerin ekonomik planlama çevresinde gerekli görülen sektörlerde gerekli görülen konularda en geniş imkanlara sahip yabancı sermaye kuruluşlarını bulup onları davet etmesidir[95].
Kapılarını yabancı sermayeye kapamış ülkelerin dışa daha fazla bağımlı hale geldiği sık görülen bir husustur. Çağımızda kendi kendine yeterli ülkede de mevcut değildir[96]. Gelişmekte olan ülkelerin daha fazla ihtiyacı olmasına rağmen yabancı sermayenin gelişmiş ülkeleri tercih ettiği de daha önce belirtilmişti. Bu durumda, gelişmekte olan ülkelerin, yabancı sermayeyi kendilerinde yatırım yapmaktan korkutan sebepler konusunda düşünmesi, önyargılı hükümlerinden uzaklaşarak bu konudaki aksaklıkları vakit geçirmeden düzeltilmesi gerekmektedir.
VII- SONUÇ
Sonuç olarak, yabancı sermaye düşmanlığı ile ülkenin kazanacağı bir şey yoktur. Yabancı sermaye ulusal sınırlarını aşarak uluslar ötesi bir nitelik kazanmıştır. Artık anavatanına hammadde temin etmek amacıyla yatırım yapan sömürgeci yabancı sermaye zihniyeti bulunmamaktadır.
Gelişen dünya şartları gelişmekte olan ülkelerin sermaye ihtiyacını arttırdığı gibi, sanayileşmiş ülkelerin de, biriken dış ticaret fazlaları nedeniyle, sermaye ihraç etmelerini zorunlu kılmaktadır. Karşılıklı menfaatlerin gerektirdiği ilişkiler içerisinde, ülke potansiyeli ve ihtiyaçları ile değişen dünya şartlarını iyi değerlendirmek ve yabancı sermaye yatırımlarından azami şekilde faydalanmanın yollarını aramak gerekmektedir. Yoksa, bugün tereddütlerle kaybedilen yılları, ileride on yıllarla da telafi etmek mümkün olmayacaktır.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
KİTAPLAR
1- ALPAR Cem, Çok Uluslu Şirketler ve Kalkınma, Gen 3. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, 1980.
2- ATALAY Beşir, Sanayileşme ve Sosyal Değişme, (Kırıkkale Araştırması) Ankara, D.P.T. Yayınları, No:1917, 1983.
3- BOZKURT Ünal, Ekonomide Yabancı Sermaye, İstanbul, YASED Yayınları No:15, 1984.
4- Ekonomide Yabancı Sermayenin Yeri ve Önemi, İstanbul, YASED Yayınları No:20, 1985.
5- BULUTOĞLU Kenan, 100 Soruda Türkiye’de Yabancı Sermaye, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1980.
6- DEMİRCAN Daim, Türkiye’de Yabancı Sermaye, İstanbul, Dilek Matbaası, 1971.
7- DİRİMTEKİN Halil, Türkiye Ekonomisi, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi, 1971.
8- FATEMI Nasrollah, F. And WILLIAMS Geil W., Multinational Corporations, New York, A.S.Barnes and Company, 1975.
9- Foreign Private, Investment in Developing Countries, Washington, F.M.F. Occasional Paper 33, January 1985.
10- FRANK Isaiah, Foreign Enterprise in Developing Countries, Baltimore, The John Hopkins University Pres, 1980.
11- KARAKOYUNLU Erdoğan, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları (24 Ocak 1980 Öncesi ve Sonrası) ve Yabancı Sermaye Dairesinin 1980 Faaliyetleri Sonuçları, İstanbul, Çeltüt Matbaacılık, 1981.
12- KARLUK Rıdvan, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, İstanbul İ.T.O., Ekonomik Yayınlar Dizisi, No:13, 1983.
13- KAZGAN Gülten, 100 Soruda Ortak Pazar ve Türkiye, Gen.3. Baskı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1975.
14- KIDLEBERGER Charles P., American Business Abroad, New Haven and Condon, Yale University Pres, 1969.
15- SELİK Mehmet, Türkiye’de Özel Yabancı Sermaye (1923-1960), Ankara, S.B.F. Maliye Enstitüsü, 1962.
16- SERİN Necdet, Kalkınma ve Dış Ticaret: Azgelişmiş Ülkeler ve Türkiye Yönünden, 3. Baskı, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yayınları No:463, 1981.
17- ŞAHİN Mehmet, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, Ankara, Ekonomik ve Sosyal Yayınlar No:3, 1975, s.12.
18- ŞATIROĞLU Kadir, Çok Uluslu Şirketler, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yayınları No:536, 1984.
19- TUNCER Baran, Türkiye’de Yabancı Sermaye Sorunu, Ankara, S.B.F. Yayınları No:241, 1968.
20- Türk Basınında Yabancı Sermaye, İstanbul, YASED Yayınları, No:11, 1983.
21- Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımı, İstanbul, YASED Yayınları No:48, 1987.
22- Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, İstanbul, YASED Yayınları No:9, 1983.
23- URAS Güngör, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, İstanbul, İktisadi Yayınlar, 1979.
24- Yabancı Sermaye Hakkında Görüşler, İstanbul, YASED Yayınları No:3, 1982.
25- Yabancı Sermaye ve Uygulaması, 2.Basım, İstanbul, Otomotiv Sanayi Derneği Yayını No:5, 1979.
MAKALE VE TEBLİĞLER
26- ALKİN Erdoğan, Yabancı Sermaye Hakkında Görüşler, İçinde, İstanbul YASED Yayınları No:3, 1982.
27- AREN Sadun, “Teknolojinin Üretimdeki Yeri ve Çağımızdaki Durumu”, Teknoloji Transferi, T.M.M.O.B. Açık Oturum Tam Metni, 1987, s.5-8.
28- CİLLOV Haluk, “Yabancı Sermaye’de Sahte Büyüme”, Yabancı Sermaye Hakkında Görüşler, İstanbul, YASED Yayınları No:3, 1982, s.30-31.
29- CONNELLY Matthew, “İrlanda’da Yabancı Sermaye Büyümesi ve Elde Edilen Sonuçlar”, Dış Ülkelerde Yabancı Sermaye Tecrübesi, İstanbul, YASED Yayınları, No:10, 1983, s.17-26.
30- DOĞAN Hüsnü, Yabancı Sermaye Hakkında Görüşler, İçinde, İstanbul, YASED Yayınları No:3, 1982, s.18-24.
31- GÖNENSAY Emre, “Türkiye Ekonomisi ve Yabancı Sermaye” (Açık Otorum), Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl:19, Sayı:11 (Kasım-1982).
32- HAMİTOĞULLARI Beşir, “Teknoloji Transferinin Teorik Bazı Sorunları”, Teknoloji Transfer Sorunu ve Türkiye, Türkiye Ekonomi Kurumu Yayınları No:1974/5, s.5-36.
33- HORNFELD Arnold, “Dış Sermaye (Yabancı Sermaye Konusunda Gelişmeler”, (Açık Oturum), Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl:21, Sayı:11, (Kasım-1984).
34- KARAKOYUNLU Erdoğan, “Türkiye’de Yabancı Sermaye ve Yatırımları”, Yabancı Sermaye Hakkındaki Görüşler, İstanbul, YASED Yayınları No:3, 1982, s.48-51.
35- ÖZTEKİN Basri, Yabancı Sermaye Hakkındaki Görüşler, s. İstanbul, YASED Yayınları No:3, s.45-46, “Dış Sermaye (Yabancı Sermaye) Konusunda Gelişmeler”, (Açık Oturum), Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl:21, Sayı:11, (Kasım-1984).
37- ROSTOW Eugene, W., “The Multinational Corporation and The Future of The World Economy”, Global Companies, Ed: George W.Ball, New Jersey, Prentice Hall, 1975, s.111-121.
38- SADIKLAR C.Tayyar, Yabancı Sermaye Hakkında Görüşler, İstanbul, YASED Yayınları No:3, 1982, s.34-35.
39- URAS Güngör, “Türkiye’de Teknoloji Transferi Konusunda Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar”, Teknoloji Transferi Sorunu ve Türkiye, Türkiye Ekonomi Kurumu Yayınları, No:1974/5, s.39-48.
40- “Türkiye’nin Yabancı Sermaye’den Yapısal Sorunlarının Çözümü İçin Yararlanması Olanakları Üzerine Bir Tartışma”, Yabancı Sermaye Hakkındaki Görüşler, İstanbul YASED Yayınları, No:3, 1982, s.93-98.
DİĞER KAYNAKLAR
- D.İ.E. Yıllıkları
- İ.T.O. Ekonomik Raporları
- T.O.B.B. Yıllık Ekonomik Raporları
[1] Güngör URAS, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, İstanbul, İktisadi Yayınlar, 1979, s. 27
[2] Baran TUNCER, Türkiye’de Yabancı Sermaye Sorunu, Ankara, S.B.F. Yayınları No: 241, 1968, s. 29
[3] Necdet SERİN, Kalkınma ve Dış Ticaret; Azgelişmiş Ülkeler ve Türkiye Yönünden, 3. Baskı, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yayınları, No: 463, 1981, s.5
[4] Baran TUNCER, a.g.e., s.16
[5] Güngör URAS,a.g.e., s. 29
[6] Cem ALPAR, Çokuluslu Şirketler ve Ekonomik Kalkınma, Ger. 3, Baskı, Ankara – Turhan Kitapevi, 1980, s. 3.
[7] Güngör URAS, a.g.e. s. 31.
[8] Mehmet ŞAHİN, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, Ankara, Ekonomik ve Sosyal Yayınlar, No: 3, 1975, s. 12.
[9] Rıdvan KARLUK, Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları, İstanbul, İ.T.Ö., Ekonomik Yayınlar Dizisi, No: 13, 1983, s. 13.
[10] Isaiah FRANK, Foreign Enterprise in Developing Countries, Baltimore, The Johns Hopkins University, Pres, 1980, s. 2.
[11] Foreign Private Investment in Developing Countries, I.M.F., Occasioanal Paper 33, January – 1985, s. 3.
[12] Daim DEMİRCAN, Türkiye’de Yabancı Sermaye, İstanbul, Dilek Matbaası 1971, s.94.
[13] Baran TUNCER, a.g.e., s.35.