DOLARIN İSTİKRARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

DOLARIN İSTİKRARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

 

         Yazan                                                                                                                      Çeviren

ROBERT M. SOLOW *                                                                                                                      MUHAMMET AKDİŞ

 

Bugünlerde doları istikrara kavuşturmak konusunda bizlere pek çok önerilerde bulunulmaktadır. Bu öneriler bir ara çoklukla yabancılardan gelirdi. Günümüzde benzer tartışmalar Federal Reserve System’in* içinde de vardır ve bu bence çok tehlikeli olabilir. Çünkü Federal Reserve System bu konuda bir şeyler yapmaya fiilen karar verebilecek konumdadır.

 

Ne zaman bu şekildeki açıklamaları duysam hayret ederim. Doların bugünkü değerinde istikrar bulmak zorunda olduğundan herkes nasıl bu kadar emin olabilir? Neden geçmiş yıl ve gelecek yıl değeri değil de bu yılki değer üzerinde duruluyor.

 

Kambiyo oranlarının sağlıklı bir ticaret ve yatırım akışı için çok akışkan (seyyal) olduğu tartışmasını anlıyorum. Fakat insan bugünün paritesinin doğru olduğunu nasıl bilebilir? Cari hesabı milli gelirin % 3 veya % 4’ü civarında açık veren bir ülkenin kambiyo kurunun, değerinin altında olmadığı apaçıktır.

 

Ticari açığın birkaç aydır aşağıya indiğini ve kambiyo kurunun muhtemelen yeni dengesinin üzerinde seyrettiğini biliyorum. Bu tartışma, şu anda istikrar kazandırmaya yönelik değildir.

 

Bazen bazı yabancı çok bilmişler doların diğer kaybının durdurulması gerektiğini, çünkü kendi ülkelerinin ihracatının bundan zarar gördüğünü ciddi ciddi belirtirler. Bu, sanki sizin virüslerinizin sağlıkları için zararlı olduğundan, bütün antibiyotiklerden şikayet etmeleri gibidir. Elbetteki zararlıdır; yoksa bu, başka ne içindir?

 

Amerika Birleşik Devletleri ticaretini dengeye götürücü herhangi bir şey, ticaret ortaklarımız için daraltıcı olacaktır. Fakat bu etkiyi dengeleyen başka faktörler de vardır. Onları görelim.

 

Eğer ticaret açığımızı kısa bir durgunlukla kapatabilirsek, dıştaki gözlemciler ve bürokratlar bundan çok memnun olacaklardır. Biz bunların bu duygularını silkip atamayız. Durgunluk, ithalatımızı hemen azaltır ve ihracatımızı biraz arttırabilir. Ticaret ortaklarımız üzerindeki etkileri de anlık bir daralma şeklinde olur. Ancak, ortaklarımız bunu uygun bulurlar. Onlar bizim kötü çocuklar olduğumuzu ve ekonomik durgunluğun cezamızı çekmek için yegane doğru olduğunu düşünürler. Aslında biz kötü değil, aptalız. Bir resesyonun (durgunluğun) hiçbir yönden uygun bir yol olmadığını anlayamıyoruz.

 

Haklı olarak bazı yorumcuların aklında Shumpeter’in fikri vardır ki; bir resesyon, rekabet edemeyen etkisiz firma ve endüstrileri temizler ve daha sağlıklı bir ekonomik yapı ortaya çıkarır. Bu geçersiz bir düşünce değildir, ancak inandırıcı gerekçeleri azdır.

Doların istikrarlı olması lehinde, Amerika içinde de çok yaygın görüşler vardır. İstikrarı savunanlara göre doların değerinin düşmesi enflasyonist olur. Aslında bu düşünce de asılsız değildir. Fakat doğru olduğuna inanmak için küçük bir inceleme yapmak gerekir. Böylece doların değer kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı doğru bir şekilde görülebilir.

 

Doların değer kaybının % 10 olduğunu düşünelim. Bizim ithalatımızın bedeli diğer paralar cinsinden değişmez ise, ithal malları fiyatları dolar cinsinden % 10 yükselecektir. Mal ithalatı ve turist harcamalarının miktarı milli gelirimizin % 8 veya % 9’unu oluşturduğundan, % 10 değer kaybının Amerikan fiyat seviyesindeki direkt etkisi % 1’den daha az bir artış şeklinde olacaktır.

 

Bununla birlikte bu ithalatların bazıları Amerika’da tamamlanan ara mallardır. Bu da bu tür mallarda mark-up piramidinin yükselmesine yol açacaktır. Şu andaki %1 bu konudaki büyüklüktür.

 

Dış üreticiler tümüyle % 10 yükselen herhangi bir malın fiyatını indirerek buna karşılık verebilirler. Bu fiyat indirme davranışı, benzerleriyle kıyaslanabilir olan yeni ikame edilebilir ürünler için piyasadaki payına göre tek seçenek olabilir.

 

Dış şirketler tarafından böyle fiyat indirimi doların değer kaybının enflasyonist etkisini azaltır. Bu aynı zamanda, ticaret dengesini düzeltmenin bir yolu olarak paranın değer kaybının etkinliğini de azaltır. Fakat bu. Üzerinde ayrıca durulabilecek bir başka konudur.

 

Japon otomobil üreticilerinin Amerika’da fiyatlarını yükselttiklerini biliyoruz. Fakat bu artış dolar karşısında yen’in değer kazanması kadar olmamıştır. Bununla birlikte Amerikan imalat sektörü ihracatının, doların düşmesi ile birdenbire yükseldiğini de biliyoruz.

 

Sonuç, doların değer kaybetmesinin fiyat seviyemiz üzerindeki direkt etkisinin oldukça küçük olmasıdır. Daha önemlisi, yerinde bir düşünüş olarak, bunun devam eden bir süreç olmadığıdır. Dolar yeteri kadar düştüğünde, fiyat yükselmeleri durmak zorundadır.

 

 Gerçek tehlike, fiyat seviyesindeki herhangi bir nedenle başlayan artışın kendi kendini besler hale gelmesindendir. Doların yüzde X oranında düştüğünü düşünelim. Bunun sonucunda yüzde X’in belli bir oranında tüketici fiyatları yükselir. Eğer ücretler yaşam maliyetlerindeki yükselme ile uyumlaştırılırsa, üreticiler bu ücret yükselmelerini fiyatlara yansıtacaklar ve biz geleneksel bir ücret-fiyat spirali ile karşı karşıya kalacağız.

 

Önemli olan nokta, bugün için başlangıç fiyat artışının işçilerin üzerinde pazarlığa girişebileceği bir gelir hacmini temsil etmemesidir. Fiyatlardaki artış, yabancılarla rekabet edebilmemizi sağlamak maksadıyla daha az kazanmamızı ifade eden rakamdır. Bu reel milli gelirde bir indirim demektir.

 

Bunun iki yollu bir cadde olduğuna dikkat edelim. Eğer Amerikan dış ticareti doların değer kaybetmesini koruyucu bir duvar olarak kullanırsa, bu durumda Amerikan şirketleri yabancı şirketlerin yükseltmek zorunda kaldıkları fiyatların seviyesine uydurmak için kendi fiyatlarını yükseltirler. Onlar ücret kısıtlamaları taleplerini bu suretle cezalandırmış oluyorlar. Bu durumda ise doların değer kaybetmesi net ihracat başarımızı kösteklemiş olacaktır.

 

Zımni sosyal anlaşmanın ihtiyaç duyduğu budur. Firmalar kar marjlarını arttırmamalı ve doların değer düşüklüğünün sunduğu rekabet avantajını bırakmalıdırlar. Ve çalışanlar da elde olmayan bir şeyi ele geçirmeye çalışmamalıdırlar. Milli gelir politikası bunu zorla kabul ettirmeyi ümit edebilir. Ama bir gelir politikasına sahip olmada yeteri kadar zeki olursak, bu durum doların değer kaybını enflasyonsuz olarak sağlayan bir anahtardır.

 

Doların değer kaybını kullanmakla ticari açığı kapatmanın bizi zenginleştirmeyip daha da fakirleştireceğini düşünmek yanlıştır. Ancak, ticari açığı kapatmanın yegane yolu, zenginleşirken daha verimli olmaktır.

 



* Robert M. Solow; The Economy, Business Month. April 1988, s. 8

* A.B.D.’de Merkez Bankası fonksiyonunu gören kuruluş.